13
Yorum
27
Beğeni
5,0
Puan
1890
Okunma

Doğan yeni gün: Isıttığım demliğin en can yakan buharından bile yoksun bir gül’üm sadece. Gülümsemek kadar sıradan bir gün’ün en yalın tezahüründe biriktirdiğim tesellilerden biri daha geceyi delip geçti.
Cepleri delik bir gömlekten farkım yok: Kâh gölgelik yerine kullandığım kâh yerlerin nemini sildiğim ki damlayan yaşlardan muzdarip yer gök ve sağanak addettiğim rahmetin tek tecellisi olmamalı ucu yanık piyesin arka sahnesinde ışık tutan o sıradan bir işçi.
Sıradan.
Sıra dışı.
Gerçek.
Soyut ve boyutsuzluğun hengâmesinde göreceli bir kehanet iken kaderin tutturduğu yol harfler yer değiştirmesin diye, tüm yorgunluğum katlanıyor.
Ölmeli mi iklimin ekim addettiği duvara çarpıp da?
Gölgelenmeli mi yoksa kış güneşinde,
Kapı duvar onca hengâme,
Gizeminde saklı adsız gölgemin yüzsüz seyri.
Patavatsız bir cümleden alıp da nasibimi,
Zehir zıkkım olmuşken güzün solgun nefesi
Hatta uyutmayı denediğim düşlerden de
Ne ise düşen payıma.
Kondurdum işte beyhude bir fısıltı iken eşlik eden,
Rencide edilmeye meyilli bir gönle de yüklemişsen
Ömrün gizemini,
Yetmedi çatık kaşlarının sefil mavisi gizlenmiş
Suretinin nurunu taşırken asilce.
İç çekişler ki sileceği kırıldığından beri,
En dokunaklı şarkıda kondurduğum o sureyi
Yine taşan akın akın,
Yanlı bir aşk’a meyleden
Biraz da sıradanlığımı alt eden.
Bir avazda soğuttun acımdan,
Serin düşlerden düşüşe geçtim aniden,
Sarkıttığın ipin dumanına karışmış adının ilk harfi,
Demlendiğim onca sancı,
Dem vurduğum bir tokadın kırmızı izi
Ve sonrası, dediğime aldırmadan
Söylemediğin sonu hikâyenin.
Başı var mıydı da koyultulmuş akşamın
Lacivertine tezat düştü dişlek düşlerim:
Kırık mabedin dört duvar yalnızlığı
Yine de bilemezler gölge kahramanlarımı:
Sen gibi türettiğim,
Senin olmadığın her yerde düş bile kurmadığım
Ve sensiz cümleler iken nasıl da cafcaflı çoğunun gözünde,
Bir teselli iken daha bebekken evlat edindiğim
O hayaller kadar kalburüstü bir yalanda
Gizlendiği meleklerin.
Hüznü giyindim işte:
Hüzne delalet yazmadığım her cümle,
Külliyen yalan demeyi hep istedim:
Uzayan burnumu sen mi silecektin ve
Her gidişin ardından,
Dönmeye ahdettiğim
Yine de nöbete kaldığım soluk mezar taşı
Hele ki ibadetimin telaşı bir surede
Fısıldarken adını belki de bahtsızlığın
O kıdemli sancısı…
Tümden başa adadığım,
Baştan sona sarmayı asla beceremediğim
Nice beceriksiz fiiliyat işte
Şu metruk faninin gölgesine dahi sahip çıkamadığı,
Deme sen asla deme,
Densizliğimi gölgele de hacizli yüreğinde
Sakla sadece o sırrı
Vakti gelmeden dolunayın
Göm beni karanlığın sükutunda boğulmaya ahdetmişken,
Yeter ki dönme sözünden.
5.0
100% (22)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.