1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
1158
Okunma
Dedim: Hiç görmüyorum senin bir yetimi doyurduğunu?
Dedi: Kaz gelen yerden ancak esirgemem ben tavuğumu!
Dedim: İki kuruş için nîçin eğilirsin, söyle ne umduğunu?
Dedi: Beşikteki bebe bile bilir; paraya herkesin kul olduğunu!
Dedim: Duyar mıyız acabâ, senin Rabbine şükürde bulunduğunu?
Dedi: Civci biraz palazlanınca, beğenmez olur çıktığı kabuğunu.
Dedim: Bir Kere olsun görsek ya senin Kitâbı okuduğunu.
Dedi: Yazan bilir ancak, o Esrar-Nâmede neler olduğunu...
Dedim: Peki zulme karşı neden sallamazsın sen yumruğunu?
Dedi: Bilmez misin; Kış Kışlığını İşler, Puşt Da, Puştluğunu!
Dedim: Develiğine âşinâyız da, şöyle bir süzül görelim kuşluğunu.
Dedi: Şaka yapma sakın eşşeğe, çarpar sonra yüzüne kuyruğunu!
Dedim: Görür müyüz aceb’ bir gün, bu dehrî âleme doyduğunu?
Dedi: Sen ne mübhem dostsun öyle, istemezsin benim onduğumu.
Dedim: Bre nâdan! Hiç mi dinlemezsin sen Allâh’ın buyruğunu?
Dedi: Yakışık alır mı serkeşe, gebermeden indirirse kuyruğunu?!
Dedim: Ölçüp biçtim senin lakırdını, doldurmadı bile ceviz kabuğunu…
Dedi: Kafayı çaylak berbere teslim eden, eksiltmesin cebinden pamuğunu!..
5.0
100% (1)