8
Yorum
13
Beğeni
0,0
Puan
1716
Okunma
parçalanır gökyüzü
gözlerimden gelir geçer bulutlar
susayan topraklar gibi bir yudum suya
bir sevgi büyütür elleri
elleri bir çocuk
yüreği insan
topraktır parçalanır acıya
ölümdür gelen kilitsiz kapılardan
yavaş yavaş tükenmesi ümitlerin
hangi ses çağırır da gidersin
yaşamak öylesine gülümserken
sevmek
bir ağacın dallarını
dalların yapraklarını sevdiğince
çoğul acıların içinde
severken kendince insanı
gömersin bir köşede
yaşanmadan eskiyen çocukluğunu
giderek yabancılaşırken bir şehrin sokakları
arar durursun çaresiz
kaybolan anılarını
gülümseyen yüzünü aynalara
kırık dökük hayatların
dağılan parçalarını
ah!
ne çok da yabancıdır insanlar
hiç birini tanıyamazsın
bir hıçkırık gelir düğümlenir boğazına
sesin bile çıkmaz
anne diyemezsin
dağılan bunca parçasının arasında
kan damlarken gözleri
cansız bir anne kadar
cansızdır o an çocuk bedeni
ölümdür bazen de insanlığın adı
en beklenmedik zamanda
koynunda büyüttüğün ihanettir
nefrettir
her nefeste soluduğu hava
içtiği su bile insanlığın
lanetlenmiş ruhlarda
sen çocuk
aç gözlerini şimdi
katline seyirci insanlık gülümserken
üç kuruşluk zevklerinde
dön yüzünü bu kaderi yazanlara
ve sor şimdi
" teyzeler "
" amcalar "
" medeniyet timsali "
" yüksek kültürlerin sahibi! "
" insan bildiklerimiz "
" yoksa siz insan değil miydiniz "
eğer sizler insan idiyseniz
bizleri katleden bu yaratıklar
sizce , kimler idi !
aslını sorarsan onlara
evet doğruydu belki
mavisinde denizin
yaprağın yeşilinde
buğulu yosun gözlerde
aşkın büyüsüne kapılmışlıkları
en insani
yüreklerde en romantik duygular
inceden
dillerinde titrek aşk şarkıları
duyarlıydı insanlık da
bir bakıma kendi ölçeğinde
ama sen
yaşadın işte çocuk
yaşanmamışlıkları
parçalanmışlıkları
ve
gördün işin aslını
acının
katledilişlerin rengi hiç değişmiyordu
- kan kırmızısı -