1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
856
Okunma
Meleklerle oynaşan,
kaygısız masumiyet;
ınga!
El,diz,ayak dolaşan,
yasaksız insaniyet;
agu!
Dudu kuşla yarışan,
hesapsız lisaniyet;
babbab...babba!
İlk adımlarla coşan,
dur duraksız vaziyet;
tay tay!
Bölük pörçük başlar
terfi edince ayağa,
mesut günlerin kaydı.
Toynaklarına çamur bulaşmamış
kanatsız merak atı;
hayretler coğrafyasında
yorulmaz bineğin.
Sevgi;
kuru ekmeğe katık olarak yeterdi...
Kim bilebilmiş ki;
sen bileceksin değerini...
Kendine ettiğin en masum ihanet;
büyümek,
çabuk büyümek,
hemen büyümek arzusu.
Masumun arzusu duadır,
kabul olunur.
Depremlerle belirir,
ıslak ve sancılı rüyaların
şaşırmışlığın paydasında
varolması...
O halin;
sudan çıkmış balığınkinden beterdi...
Ve bu günler...
Gece,
mezarlıktan geçerken
dudağından dökülen ıslığın,
sevimli ve saçma gelmesi
hüzünle gülümsetir seni kendine...
Tınısı tanıdık olan
ama bir türlü hatıra gelmeyen
notası kayıp
bir masal şarkısına
benzeyen o yılları anımsar
ve özlersin...
Kaf dağının ardında olduğu bilinse;
her kim olsa,
bir yol bulup giderdi...
Ama heyhat!
yitip gitmiş,
ardında,
saplanıp kaldığın bir batak bırakıp,
bahar seli gibi gelip geçmiştir...
O yıllar ki;
her yaşamın tek gülü!
O yıllar ki;
şimdi küle gömülü...
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.