2
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
2001
Okunma
ne yana doğrulsa kalbindeki pusulanın yönü
sırların da akardı iç denizine
ve nedense her vedalaşmada
o kuyu kadar kuytu rıhtımların tenhalığına karışıp
mavi camların buğusunu silerdi gözyaşların
o sıralar ben
ve kum yanığı içinde ki gövdem
sahil boyunca ölü yunus ve şarkıları toplar
kan yumağı yosunların yeşiline ağlardık
deniz tiranlarını yanına almıştı
zeus sarhoş hera’ya birileri dadanmıştı
hades yeraltında ne ayaktı
poseidon hangi gemiyi tek başına batırmıştı
ve prometheus kimbilir nasıl bir tezgahtaydı...
deniz tiranlarını yanına almıştı
deniz fenerleri desen
azlığını ve yalnızlığını karanlığa karşı koruyordu
ama sonuçta o da bir ışıktı
ve her aydınlık gibi
sal’ından gemisine kadar
gülümseyen ışıltılı bir bakıştı...
sahi o sıralar sen
tütünü damarlarında yıkayıp
kitaplarının arasında kurutup
sisleri imrendirecek bir biçimde
içerdin soluğunla dumanlı başını
yüzün kanayan bir çıbana dönerdi direncin olmasa
yüreğin buzullarda eriyen koca bir yanardağa
o sıralar ben
çocukluğumu arardım bir balmumu içinde
annemin pazardan getirdiği ürdüm eriğini
tavuklarımıza dadanan sansarı
ve bir de mahallemizde ki neclayı
silahlara yabancıydım ölülere yabancı
fermanlara bir kusurdum her düşe bir sancı
ve en beteri açlığa tanık olmamıştım...
sahi o sıralar sen ufuk çizgisinde yeşeren bir yaylaydın
hele ağzından boşaldı mı bir tarih
rüzgarlar koparırlardı zincirlerini iskelelerden
ve bir ezgi olup eşlenirlerdi alnından dökülen ter’e...
ne yana doğrulsa kalbindeki pusulanın yönü
sırların da akardı iç denizine
ve nedense her vedalaşmada
o kuyu kadar kuytu rıhtımların tenhalığına karışıp
mavi camların buğusunu silerdi gözyaşların
işte o sıralar ben
renkleri yıpranmış bir güverteden gökyüzünü seyrederken
bir martıya tutuldu ellerim
sonra ucunu neredeyse unutacağım karaya
derin tuzlu sularda ki köpüklü halkalara
derken...
iliklerimde patlayan anlık bir kurşuni çığlığa....
işte o sıralar sen
sendeliyordu gölgen
boğazıma bir çınarın kökü düğümleniyordu
ama hayır
yolculuk daha burada bitemezdi
siyah bir zıpkının dili
kendi çapı ve rengi kadar dönmeliydi..
hayır
zaman haddini bilmeliydi
ömrün akrepsiz bir saatti
yelkovan kuşları sofrandan çok şey öğrenmişti
hayır yolculuk burada bitemezdi
yakamoz yoksa geceye devrilemezdi
ufuk çizgisinde yeşeren bir yıldız
bir kurşunla kirpiklerini kitleyemezdi...
pusulanın yönündeyim şahinim duyuyor musun
rüzgarlar sana ağlıyor yiğidim görüyor musun...........
1998
Mert Metin
5.0
100% (12)