0
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
2102
Okunma

(bu kadar kolay dağılmazdı sesin…)
sökülmüş ceketim caddelere yabancı
uzağım koyakların nazlı türkülerinden
bu yağmur benim değil yağan telaş
ışıklar üstüme kapanıyor sokaklar boş
yalnızlık yakamda kapkara bir köpek
sanki göğsüm kaldırımlara dökülecek…
üçüncü sabah ezanı dualar kadar yoksun
ağzının kenarına düşmeyeli çok söz oldu
yarılmış ırmaklardan kalan ay ışıkları
hala ayak parmakların kadar karanfil tüter
anılar coğrafyası yitik bir harita
şüpheli ömrümüz sahi hangi iklimde söner…
bilicilerin sorusuna sır olan kapılardan usandım
oysa dokunmamıştım ihbarlara düştü adımlarım
bıraktım zeytin ağaçlarının şiir gölgesini
ki uzak denizlere liman şarkıları çalardı gökyüzü
çatısı çatlamış gecelerde resmin üstümü örterdi
derken kaldırımlar kırsın ulan bir bir döşümü…
dördüncü gün batımı kıyı kasabası yoksun
efkarı olan yosunlara hangi deniz çıkıp vursun
kumdan kalelerin en uslanmaz yaban dalgası
iç kanamaların hüzzamlı verem kırmızısı
içilmemiş bir saklı saki vardı zulamda
meyhaneler dağıldı kaldım işte sensiz uluorta…
beşinci gün artık gelmeyeceksin
istasyon yakın mesafeler dargın
raylarda adım...ki kayıptım
ucube bir günlüğe imzasız infazdım
altıncı gün voltada şarkılarım sesim
kehribar bir tütün ilmiklere eşlenmişim…
I.
hangi durağa düşsem sensizlik
pencereler patlıyor gözlerimde
sığınacak evliya türbeleri hayırsız
mezarlar servi döküyor sanki üstüme
bıldırcınlar gibi dağılıyor işte tren
karışıyorum bilmediğim bir şehre
bir çay ocağı anlarsa anlar beni
soğuk kayıtsız bir revolver belimde…
yedinci gün otel tenhalığı
acemi soruların sorgusu baktığım tavan
zehir zıkkım bir şarap dudağım
paslı demirlerin tortusundan kalan
karanlık sarkıyor bulutlara
çekmeceler kadar bomboş aynalar
genç bir kız bileği dokunmasın
sırlar en fazla isyanla kanar…
yakılmış bir ağıt olurdu bazen gözlerin
kirpiklerin ateş sırtımız sırtlan gülüşleri
yüzünde serçelerin sabah makamı
ey elleri yazdığı yazılardan da yaralı
dilimde değil işte sözüm hatıra izi
çıkmaz bir yokuş ciğersiz kalmışım
ben bütün erketelere ıslık oldum da
meğer ömrüme zil zurna kumarbazmışım…
sekizinci gün ter kan karabasan
ihtilal yeniği bir düş alnıma çarpıyor
duvar sıvası sanki avuç çiziklerin
alnım orada yazgı kadar soğuk
vursam kan olsa ne olur başım
ki eşkıya sazına bir tel kalmışım
yani söylenmezim pus tutmazım
bir kelebek kadar kozama inkarım…
dokuzuncu gün bulvar ölüsü göğsüm
sormuyorum otobüs adreslerini
yitik hicranlar kadar sahipsizim
çamura şen olan yağmurlarda
okunmayan bir künyedir gayri nefesim
toz duman hangi göç’e kendini kervan ettin
ölürsem kimliksizim bir sahte pasaport
bir de sana yazdıklarım bir başka isim…
Mert Metin
5.0
100% (8)