2
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
1242
Okunma
Sorguya çekildi bir yaşam
ne dökük masa
ne kırık bir sandalye
yerde oturucasına vakur bir deli
kaldı
süzülen sarı ışıkların altında…
gün ışığı geldi aklına
orman kuytularında
el değmemiş bir ağacın dallarından
süzülen o ilahi ışıklar saçan güneşin
ısıtan aydınlığında…
sarınmak bulduğu ilk doğruya
belki bir serçeye, belki güvercine…
hakkı mıydı, olabilir miydi
hangi yaşamın akıllılarının
delileri, delilercesine sorgulamaları
neden vazife edinmişlerdi ki kendilerine
süzülen sarı ışıklar
aldı karanlığa alışık gözlerini
bakamadı hiç yalandan yarı aydınlık
gözlere bir daha dakikalarca…
akşamüstleri geldi aklına
bir deniz kenarında
güneş yine o ilahi güneş
batıyordu tüm kızıllığıyla…
gözleri kamaşmadan doya doya
bakındı gökyüzünün hüzünlü kızıllığına…
tutunmak gerekti bir yanlışa
doğruya varmak için, bu hep gerek miydi
deliler bunu nereden bilebilirdi
sorgucuların akılları işte bunu alamadı...
işkencenin en büyüğü
yalnız bırakılmak olsa da karanlıkta
korkar mıydı hiç o vakur deli
tutunmak var ya eskiden kalma bir şarkıya
ıslık çalmak var ya işkence aralarında
akıllıyı deli ederdi sorgularda
umursamaz vakur deli
susmayı yeğledi sonunda,
konuşmalar çevrilince işkencecilerin kendi dillerine
anlam kaybına mı uğramıştı sanki ne
en güzel şiiri bile
anadilinden çevirsen başka bir dile
o ritmi tutturabilir miydi en iyi çevirmen
ki zaten
en iyisi değildi o akıllı sorgucular da
düşününce gerek de yoktu
kırık masayla dökük sandalyeye
en iyi vuruşu merakından
oturduğu yerden
ayağa kalmayı da bilirdi o vakur deli
elleri arkasında
gözlerinde umursamazlıklarla
defalarca yere kapaklanacak olsa da
o deli bile bilirdi, elbette ne yapsa yeriydi...
tutunmak var ya safi bir umuda
delinin tek derdi buydu belki...
( Dilek KARSLIOĞLU )
5.0
100% (3)