Gidiyorsun...
Son bir kez bak istersen...
Bardağımda içtiğim suyun son yudumu titrek daha,
Bu sabah açtığım perdeden dolan ışık değil mi gördüğün?
Vazomdan devrilen
kırmızı gül o ayağına takılan.
Senin çaldığın kapıya yetişmek için koşarken,
Bir b
aşka kapının kilidine dolanan tek tel saçım vazgeçtiğin.
Aynanın yüzünden henüz sıyrılmamış,
Kederli göz kapaklarımdır kaçtığın,
Hala ordalar, henüz islak hatta.
Nasıl görmezsin?
...
Senin meşguliyetlerin oldu hep,
Benimse saçmalıklarım,
Yersiz kaygılarım,
Takıntılarım..
Bir
zamanların kara elması gözlerim,
Şimdilerde yanıp yitmiş bir kül yığını,
Ben senli dünlerden uyanıp,
Sensiz yarınlara isyan çığlıkları atıyorum.
Sağır mı oldu kulakların?
Nasıl duymazsın?
Senin acılarımdan beslenen,
Omuzlarından aşmış heveslerin oldu hep,
Benimse yüzüme bir bir kapanan kapılarım,
Boşa çırpınışlarım,
Aldanışlarım...
Binbir renk
çiçek açıp miskler saçan
gönül bahçelerim,
Şimdilerde talan olmuş, viran şehirlerdir.
Ben gökkuşaklarını koynumda saklarken,
Renklerimi çalıyorsun, karanlıktayım.
Gün gün solmaktayım.
Nasıl yaparsın?
Sen!
Uğruna
ölümler giydiğim!
Ruhum yüz çevirmelerinin yorgunu,
Yanıbaşımda
hasret türkülerini sardım kağıtlara,
Bir bir acını çekiyorum ciğerime.
Dumanın başımda dönüyor.
Nasıl üflemezsin?
Silkelensene..