1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
1593
Okunma
yadırgamayın
sesimin ürpertici çirkinliğini,
boğukluğunu,
soğukluğunu
yadırgamayın;
çünkü bilemezsiniz
onu nasıl sersefil ettiğini
boşalan her şarjörün,
her serseri mayının…
nafile seslenişlerin
kırılgan fay hatlarında
tükettim onun sıcaklığını,
dokunaklılığını,
kadife yumuşaklığı yitti
ölü dağlar ardında,
kör mağaralar
hırpaladı
naif kıvraklığını.
dağıttım ben sesimi
bilerek,
sakınmadan,
bozuk para harcar gibi
hesapsızca,
zalimce…
kardeşliği haykırdım
savaş meydanlarından,
düşenlerin ardından
ağıtlar yaktım her gece.
yadırgamayın
sesimin ürkütücü kirliliğini
burukluğunu,
vurukluğunu
yadırgamayın,
çünkü onunla yuymak istedim
öfkeyi,
kini…
onunla arıtmak istedim
nasırını vicdanların.
insana seslendim
insanlığın bittiği yerde,
sevgiye seslendim
batağından sevgisizliğin;
inanarak çağırdım hep
serapları çöllerde,
dinlerin en adiliydi
haykırdığım şeffaf din.
ellere seslendim:
daha çok el kalsınlar diye,
şefkat dağıtsınlar diye,
eksinler diye toprağı,
sıksınlar diye
uzatılan her dost eli sevgiyle,
yaşama geçirsinler diye
özlenen sanal çağı.
yüreklere seslendim,
seslendim belleklere,
göreve çağırdım
evrenin tansıksal iyiliğini;
bu yüzden siz,
tüketirken kendimi bile bile,
yadırgamayın
sesimin korkutucu bitkinliğini
gam yemem bu selenişler
-bir şekilde, nasılsa-
bari bir gün
bir yerde
ufacık bir yankı bulsa.
5.0
100% (2)