1
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
729
Okunma
şafak vaktiydi
çok erken
çıktım çıplak tepe üstüne
bir kendim bir de ben
dikildim yalnız ağacın dibine
mayıs çiçeklerini seyrettim
çiğdemi laleyi menekşeyi
seyrettim papatyayı
zambağı yeşil yaprakları otları
kuşları dinledim
alakargayı sarıasmayı sakayı
dinledim bülbülü
çobanaldatanları kırlangıçları yağmurcukları
sabah oldu sonra
güneş doğdu
çiy buhar buhar tüterken
yel serin serin eserken
bir el okşadı başımı
sevinç doldu da içime
güldüm
seni düşündüm
tepelerde derelerde
gezdim dolaştım yaylalık yerlerde
sonra öğlen oldu
döndüm geldim çıplak tepeye
oturdum yalnız ağacın gölgesine
temmuzu dinledim
sarı yazı yakan sıcağı
yelsizliği esmezliği dinledim
sessizliği ötmezliği
yeşilsizliği seyrettim
kuru çayırları sarı tarlaları
seyrettim sığır güden zayıf adamları
orak biçen yanık tenli kadınları
toprak sıcak sıcak tüterken
tenim boncuk boncuk terlerken
bir el sildi alnımı
hüzün çöktü de içime
üzüldüm
seni düşündüm
akşam oldu sonra
gün kavuştu
bir ateş yaktım yalnız ağacın ötesine
yer sofrasını serdim
eh işte
üzüm peynir bir de küçük şişe
demlendim
eylülü dinledim
rüzgârı kurtları çakalları
uğultuları ulumaları
karanlıkta öten garip kuşları dinledim
gugukları kukumavları
geceyi seyrettim
donmuş bulutları yalnız ay’ı kayan yıldızları
mahya’daki ateşçakanları seyrettim
ve tek tek düşen yaprakları
sonra geç oldu
ay gitti evine
ayaz oldu
cigaram duman duman tüterken
başım topaç gibi dönerken
bir el soydu urbalarımı
soğuk işledi de içime
üşüdüm
seni düşündüm
neyse
kış gelmedi henüz
gelecek tabii
elbette
gelecekse gelsin
bir tohum değil miyim ben
kendimi de düşündüm
kar yorganla örtündüm
hiç korkma güzelce