34
Yorum
21
Beğeni
0,0
Puan
2426
Okunma

GÖÇEN GÖÇENE
Önce;
Okul ihtiyacı açtı
Göç yoluna ipince bir patika.
Göründü gündüzün geceden farkı…
Sonra sanayiye
Lazım olan binayı
Yapmak için
Çağırdılar karın tokluğuna çalışacak enayi...
Çoğaldık, toprağın dekarı düştü
Kişi başından aşağı
Tepetaklak.
Doyurmuyordu...
Buyurun köyden kente akın akın!
Sarı öküzün ederi zulalandı kuşağa,
Eyvallah denildi kıza kısrağa
Oğul uşağa.
İnce bir şilte, bir yastık, bir yorgan
Sırtlara denk edildi.
Bir elde
Haki boyalı, iple takviyeli tahta bavul,
Diğerinde adres pusulası.
İndiler Haydarpaşa’da trenden
Her yöreden, her yaştan...
Biraz şaşkın!
Biraz ürkek...
Gözler mahşeri kalabalıkta fıldır fıldır...
Acep
Sülün Osman kim ola diyerek?
...
..
.
Bazıları,
Hanlara sığındılar ilk zaman.
At gözlükleri taktılar.
Ne iş olsa yaptılar.
Eminönü halinde,
Tahta kasalardan boşalınca mal,
Yirmisini bir bağlayıp,
Semerine yükletip kamyonlara taşıdı,
Pos bıyıklı sırtı sağlam boylu boslu hamal.
Sıcaktan ezim ezim ezildi.
Boncuk boncuk terini boynundaki gri beyaz beze sildi.
Ne bezdi o bez?
Mendil mi?
Havlu mu?
Baş bağı mı?
Çıkın mı?
Peştamal mı?
Yastık mı?
Sofra bezi mi ?
Arafat’ın logosu, şimdilerin modası
Poşu mu?
Yoksa hepsi mi?
Evet " hepsi ".
Siyah beyaz belgesellerde görülür ancak böylesi…
...
..
.
Kum eler, harç karar, tuğla çekerlerdi beşinci kata yorulmaksızın.
Gündüzler çabuk geçer de
Gaz ocağında bir sıcak çaydan sonra;
" Ayağında Kundura " ile başlayan gecelerde
Gelmezdi buram buram özlemin ardı arkası,
Üşüyen ellerini apış arasında ısıtmakla
İnşaatın kapısız penceresiz bir odasında beş kişi...
Hoş,
Sıladakilere de gelmezdi ya!
Sonra ara formüller bulundu gecelere.
Kimi acı, kimi tatlı...
Gidip geldiler hasat vakti
Senede bir.
Kesmedi…
...
..
.
At gözlüğü eskidikçe göründü etraf.
Gündüz işte,
Gece boş bulduğu yerde kendilerine çalıştılar
Çata çat.
Türedi yokluktan, çerden çöpten, çuldan çaputtan
Gecekondular.
Omuz omuza, sırt sırta dar sokaklar.
Sıla özlemiyle kondu sokak isimleri
Yokuşta biten Andırın Çıkmazı...
Ev evin üstünde salkım saçak,
Damdan dama birer basamak.
Bahçeler börtü böcek,
Duvarda kertenkele...
Kümeste tavuklar
İki yumurta elde
Öbürü belde...
Varlık, yokluğun içindeki sır...
Ara ki bulasın!
Az olsa da beti bereketi
Kanaatkarlıkla kuruldu dirlik düzen.
...
..
.
Aleladeydi yapılar.
Kilitsizdi kapılar.
Perdesiz pencereler gibi
Ardına kadar açıktı geniş gönüller.
Yeknesak fakir fukara,
Odaların küf kokusu
Alışık burunlara hoş geldi.
Gecelerin kör karanlığında;
Kedi köpek iç içe kavgasız .
Ne hav!
Ne miyav!
...
..
.
Çoğu hısım akraba,
Kalan üç beş hane gariple
Oldular tanış biliş.
Kimi zaman ortak ağlandı,
Kimi başlar bağlandı
Ulaşıldı mecbur hısımlığa.
Düştü bazen dengi dengine,
Bazen de uymadı bir türlü rengi rengine.
Aç açına,
Karınca kararınca yaşar yaşamazı oynadılar.
Orta yerde bir soba,
Açık cümle kapılar
Nafile...
Koyun koyuna uyurken boy boy çocuklar
Nefeslerin sıcaklığı, kokusundan güzel geldi canlara.
Karda kışta yandı ocak, tüttü baca.
Sıladan bulgur geldi, yarma geldi, yağ geldi.
Kopmadı rabıta,
Bir gördü,
Dört görmedi zabıta.
Gecekondular mahalle oldular kısaca...
...
..
.