0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1333
Okunma
“Balıkların sevdasını bilir misin” diye başlayan ıssız satırlardı.
Mayısa inat kurşun gibi dökülmüş inci gözyaşlarında
Ortadan zımbalarından sökülmüş kareli bir defter sayfasına
Ellerinin titrekliği geçmiş her harfin çaresizliğine saymıştım bu sevdayı…
Sen o zamanlar yeni açmış bir çiçeğin nazlı tomurcuğuydun
Ben hırçın lodosların kökünden kopardığı bir kuru dal
Sen ovalarda salınan ahenkli körpe bir bahardın
Ben yolunu şaşırmış kar, boran, tipi, fırtına
Sen anne baba şefkatinden ülkeler kurardın isteseydin
Ben acıların çarmığına gerilmekten bıkmıştım artık
Postum delik deşik, ömrüm salıncaklarda kalmıştı
Yara bere içinde, kan kusuyordum üstelik
Dalgaların dövdüğü gövdem ıssız bir sahile vurmuştu
Ben adımı beş kez su verilmiş bir çelikle adına kaynatmıştım
Sen hiçbir şeyin farkında değildin
Bir yüzün rüyada, diğer yüzün ısrarlı uykularda
Kaç kez kurşunlanıp yaralandığım gecelerde firari bir sarhoştum
Deliydim, gözü karaydım
Ne sağım, ne de solum solum belli oluyordu
Ama yalnızdım…
Şimdi eskiyip gitti yamalı gönlüm seninle
Ellerimde yangınlarından kalma yanık izleri
Yüreğimde hasretini barındıran mülteci sesler
Ruhumu ise baştan sona işgal etmiş deli bir sevdan
Ve yokluğun
Birbirine dokunamayan balıkların sevdası gibi
Dağlar boyunca tepelerde konaklayarak göçer gider yokluğun
Her şey çoktan bir yalan oldu, çoktan son buldu
Sen şimdi uzaklarda, bense hiç sorma hala aynı savaştayım
Çünkü benim savaşım da senin gözlerinde başlamıştı…
TİMUR İNCE