7
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
1217
Okunma
insan bazen çok uzaktır kendine.
yabancıdır adeta sudaki yansısına.
taşlı, çamurlu yollardan koşarak geçer,
içinde kuş telaşı,
yalpalar durur
kimi zaman gök, dalgalarıyla örter üstünü.
boğar , sıkıştırır göğüs kafesini.
kör kuyuya düşmüş yusuf’un yüzünü
yıkar durur kimsesiz yağmurlar.
kayboluşun çığlıkları sessizce yırtar toprağı
kuyu neresi?
Kenan neresi?
ben neredeyim?
yılgın yolcusu ebediyetin…
tren devrilir,
vagonlar savrulur.
saçlarından tutuşur bir akrep.
akreple yelkovanın ,
şem ile pervanenin,
gündüz ile gecenin devriyle
sarhoş bir kayık sallanır durur
kıpırtısız kara suyunda zamanın.
evvel zaman içindedir hep.
takılmış kalmış,
gramafonun iğnesinin değdiği yere ,
bir ihtiyar…
yar,
yar
sen de masal gibi,
efsane gibi
uydurulmuş muydun ?
beyaz sabun kokulu mendillerin ,
lavanta keselerinin ,
dantel eldivenlerin ,
genzi yakan küf kokusuyla
metruk odaların,
geçmişin üstüne kapatılmış ,
ahşap
ve ağır kapıların uydurulduğu gibi…
ben
“çok değerli bir şey”i kaybettim.
yerle göğün arasında,
yerden
Ve hem de gökten çok uzak…
sürgün bir kalp bu bendeki.
avutmuyor artık kadehi-
meyi bu dünyanın.
çocuk mahcubiyeti ile baktığım dünya,
ömrüm,
gündüzlerim ve gecelerim,
aşklarım ,
dostlarım
ve sahiplendiğim
aynadaki aksim ;
bir illüzyondan başka bir şey değildi…
gıls
5.0
100% (6)