15
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
1860
Okunma
iki yakası bir araya gelemeyen şehrimin
bedenimize hapsolmuş erguvan ruhundan
tüm gerçekliği ile bakmaya çalışırken hayata
bizi vuran anlamsız sözcüklerin
sivriltiğimiz uçları idi
ve
heple hiçin kerpiç duvarlı
minik bahçe/sine sığ/mayan aşk suçlusu
sela vakti çelenkten sarkan kırmızı karanfile
boynu bükük yalvaran gözlerimizdi
toprağın doyduğu
_göremediğim bir kırlangıç çığlığıyla
düştü gönlüme veda türkün_
oysa cebimizde renkli kum taneleri vardı daha
siyah beyaz
ve üç ana rengin yanında
binlerce ara tonlu
saya/bildiğimiz
ebruli
harf isyanıyla şiir duvarları örecektik
polisten kaçan arka sokak saraylarında
oysa İstanbul hatırası sözümüz vardı daha
siyah beyaz
balık kokan nefesimizle peynir derken çekinen
eksilen dişlerimizle gülümseyecektik
sararırken çerçevede
oysa sorgu önlüğümüzü asacaktık kapımıza daha
siyah beyaz
iğne batmış parmağımızdan
ipek mendile işlerken
ilk hislerimizi Üsküdar meydanından
porselen demlikle süzülecektik tarih listemize
neden ve niçinlerimizle...
...
bizi vuran
anlamsız sözcüklerin sivrilttiğimiz uçları idi...
nefessiz kalacak vapur bacaları gibi
yoksa
son otobüsü kaçırma ihtimalinin yokluğu değil...
hoş git sevdiğim...
22/8/7
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.