7
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
2213
Okunma
sen geldin
meleklerin masumiyetine bürünmüş ruhun
gecenin bir yarısında
gönlün
dokundu bana
özlemin üzerine indi
aşk yağmuru
duruldum.
kendime geldim yavaş yavaş........
sen
saçlarını tararsın
ben;
seni pusulu aynanın içinde bir adam.........
ağır ağır uçusan perdenin üzerinde gölge......
masal keser dört bir yanı.......
hicran;
özlem kozasını örüyor sen gittiğinden beri.....
’an’lar anılar oldu artık....
sen;
yeşiller içinde bir cennet çiceği
velvelesinde ilk kez gördüğüm...
sen o musun diye?
soramam bile vefalım.....
gece karası gözlerinde
saklandığın kokunu
gizleyemezsin artık.....
ayrılık perdesini çeksen
bile
vuslat ışığını boğamazsın......
vazgeçilmezlik ;
aşkın sırtında sırrı.....
eksiğim gibi durduğum.....
Ey İstanbul!
Ey vefalı yar!
bak!
Eminönünü
yeni caminin avlusunda
güvercinlerin kanat sesleri
çocuk koşturmaları ile karışırken
Marmara"nın dilinden işlemeye başlarım........
bir yanım sakinleşir
huzur dolar
ama
başka bir yanımdan taşarım
bir başka mısralarda tanırım kendimi
hoş-halim
lâtifim......
incecik yağmur ciseler toprağı
İstanbul bereket yolculuğunda....
yağmurun rengi
ateşten raks ederken
ne yana gitsem
sana dönerim
çıkarım ;
alnımdaki kara hicran bağını
bahtımı,
vuslata bağlarım......
anlamsız varlığıma mâna yüklerim
bambaşka bir gül olurum yavaş yavaş.....
elinin dokunduğu herşey
bir bardak çay,
iki parça şeker olsa bile
harikulâde.......
gönlüm,
keskin inen bir satırın gürültüsünde.....
geriye
sadece içimde taşıdğım
Âdem ve Havva arasındaki
ezel olasılığı......
sûküt uçurumlaşıyor
aşk kaçıyor
vuslat bizden gizleniyor
İstanbulu sisi örterken
açılıyor
özlem kapıları
ezeli bir hicran
ruhuma sinerken
senle/ben
arasındaki bütün ihtimallere
’evet’ diyorum vefalım........
2/01/2011
gordion
5.0
100% (4)