3
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
1763
Okunma

Birazcık hüzün, birazcık efkâr;
sende kalan anılarla gidiyorum. Yapayalnız ruhum,
hasretin içimde kor ateş. Alevler içinde yanıp üşüyorum;
yalnızlığımla seni düşünüyorum ve seni özlüyorum.
Bir sabah, işe gitme vakti. Zaten hiç uyumadı ki gözlerim;
uyumadım, inan, hep seni bekledim.
Gül yüzlüm, sevda bakışlım...
Bu ara saat on iki kırk beş, yani mola vakti.
İşçi dostlarım çay demlemiş; içmemek olmaz.
Ve içiyoruz demli demli.
Sordu dostlar: “Piroğlu’m, neden üzgünsün, neden durgun?”
“Hiç,” dedim.
Senin benden ayrıldığını nasıl diyebilirdim ki?
“Sen diyebilir misin?” Ama, gülüm, nedense bitmek bilmedi bir türlü;
uzandıkça uzadı, hasretin verdiği acı.
Dostlar sohbete dalmış, ben ise hayaline dalmış gözlerim.
Ve o an, geldiğini gördüm.
Çocukça sevinip, bağırarak, “Geldi!” dedim.
Ama gözlerimi açtığımda ne sen vardın,
ne de ben seni bulabildim.
Bu şiirde anlatılan tamamı yaşanmıştır...
Reşat Yıldız Piroğlu
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.