3
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
1782
Okunma

Birazcık hüzün...
Birazcık efkâr...
Sende kalan anılarla,
gidiyorum...
Yapayalnız ruhum...
Hasretin içimde,
kor ateş...
Alevler içinde yanıp,
üşüyorum...
Yalnızlığımla,
seni düşünüyorum...
Ve seni özlüyorum...
Bir sabah...
İşe gitme vakti...
Zaten hiç uyumadı ki gözlerim...
Uyumadım...
İnan...
Hep seni bekledim.
Gül yüzlüm...
Sevda bakışlım...
Bu ara saat,
on iki kırk beş...
Yani, mola vakti.
İşçi dostlarım,
çay demlemiş...
İçmemek olmaz.
Ve içiyoruz...
Demli demli...
Sordu dostlar:
“Piroğlu’m...
Neden üzgünsün?
Neden durgun?”
“Hiç...” dedim.
Senin benden ayrıldığını,
nasıl diyebilirdim ki?
Sen, diyebilir misin?
Ama gülüm...
Nedense bitmek bilmedi,
bir türlü...
Uzandıkça uzadı,
hasretin verdiği acı...
Dostlar sohbete dalmış...
Ben ise, hayaline...
Dalmış gözlerim.
Ve o an...
Geldiğini gördüm.
Çocukça sevinip,
bağırarak:
“Geldi!” dedim.
Ama gözlerimi açtığımda...
Ne sen vardın...
Ne de ben,
seni bulabildim...
Reşat Yıldız Piroğlu
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.