13
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
997
Okunma
Adana’da seyhan baraj gölüne gittik, bir kaç tur attıktan sonra göl üzerindeki asma köprüye doğru yürüdüm, akşamüstüydü. Sazlıklar arasında bir çok ördek vardı, bir tanesi yedi-sekiz kadar yavruyu beslemeye çalışırken, diğerleri dişili-erkekli gölün keyfini çıkarıyordu. Kurbağalar ötüşüyor, kaplumbağalar kah suyun yüzüne çıkıyor, kah diibe batıyordu...
Bir an sanki bir tehlikeden kaçar gibi hızla köprüye doğru yüzen yalnız bir ördek ilişti gözüme.
yeni sulanmış toprak yolda yürüdü,
nereye ve neden gittiğini bilmeden...
kendine geldiğinde en çok sevdiği yerdeydi;
kuş cıvıltıları doldurdu yüreğindeki sessizliği.
mevsim hasret mevsimiydi...
her gün bir yıldız tuttu gökyüzünden,
kırpıp kırpıp bıraktı aldığı yere;
belki bir düş olur da ulaşır diye uzağına.
bir tebessüm oturdu yüzüne, belli belirsiz...
içindeki o ince sızı da neyin nesiydi?
erguvan mevsimi değildi henüz;
oysa saçları bir düşse maviliklere,
çarşaf çarşaf açılan denizlerde büyüyecekti özgürlük.
köprüye çıktı sonra,
dökmek için içindekini dibi belirsiz suya.
kıpkızıl bir ufukta sevdiğini aradı;
taşın suda bıraktığı halkalar gibi çoğaldı özlemi,
uzandı sonsuza...
mevsim sus mevsimiydi, saat vurdu geceyi.
bulutun peşine takılan şimal yıldızını dinlemeliydi şimdi.
içi acıyla doldu; ağlasa ağlayamaz, gülse gülemez...
bir ses fısıldadı derinden:
“sus ve sessizliğini dinle,
boşa kederleniyorsun, o hep seninle.”
Hatice AK/25.05.2010
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.