7
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
1792
Okunma

Küspe kokusu ayrılırken fabrikanın bacasından,
Sabahın ilk ışıklarında kesme şeker olma korkusu pancarlarda...
Süpürür küçük mahallelerinde gençliklerinin önünü yaşlı kadınlar,
Kıra düştüğü çimeni uyandırır,
O eski şehirde...
Eskişehir’de...
Kemerli köprüler Porsuk Çayı’nda,
Altından sandallarla geçerken mey-saki-dem denklemine tutuştuğumuz...
Bahçeli-munis yüzlü evler Şeker Mahallesi’nde...
Ve bahçelerinde meyve ağaçları,
Büyük çocukların küçük çocuklar aşırsın diye diktikleri...
Akşam olunca evlatlarını sokak oyunundan sıcak yüreklerine çağıran anneler,
O eski şehirde...
Eskişehir’de...
Çukur Çarşı...
Eski balıkçı mezatı...
Nuri Bey Çiftliği;
Kontra-pedal bisikletiminle
Büyümekten çılgın gibi kaçarak saklandığım sığınağım...
Yürüyen merdivenler Esnaf Saray’ında...
Oyuncakçıların önünde istediği oyuncağı
Hiçbir zaman alamayacak çocukların salya-sümük ağladığı dükkanlar...
Kat kat çocukluğum...
O eski şehirde...
Eskişehir’de...
Gidenle kalan arasındaki o bencil hasrettir hep bir yanı,
Bir yanı yalnızlığımın müsebbibi...
İçimde hep kesme şeker olma korkusu
Her ayrılışımda o kentin bacasından...
Sanki varoluşumun tek kanıtı...
Hırçınca sevişen bir aşık gibi karşılar yüreğimi ayazı...
Yıllar evvel yitirdiğim yüzüm var orada...
o eski şehirde...
Eskişehir’de...
NisaN 2010-EkmeK aRası şaRaPNeL-iLker
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.