30
Yorum
9
Beğeni
0,0
Puan
4636
Okunma
Bir mezarın başında, düşündüm ahvalimi,
Soğudu birden her şey, buz oldu sanki bana!
Toprağın derininde kaybettim hayalimi,
Hiçbir şey çare değil, varlığın yokluğuna.
Babasının kabrine, bir genç kız şöyle yazmış:
‘Bu gencecik çağımda bırakıp gittin beni!’
Neylersin ki Kaderi, Yaradan böyle yazmış,
Kim ister terk edip de gitmek sevdiklerini!
Dünyaya sığmayanlar sığmış dar bir alana!
Kimi bir yıl yaşamış ,kimi ‘yüz’ünde ölmüş.
Ecel de gülümsüyor, hülyalara dalana.
Hayat çöl ortasında serâb olan bir gölmüş.
O an bütün acılar, çöküverdi beynime!
Maziyi hatırlayıp ,pişmanlığa büründüm.
Yaptıklarım yığılıp bir dağ oldu önüme,
Fersiz kaldı dizlerim, sürüm sürüm süründüm.
Ölüm gelince bakmaz; figâna, gözyaşına!
Bu hakikatle birgün, geleceğiz yüz yüze.
Nasıl da kapılmışız, dünyanın telaşına,
Hiç gece olmaz gibi, sarılmışız gündüze.
Dile gelse konuşsa,şu karşımda yatanlar!
Hangisi işlerini ,tamamlamış da gitmiş.
Nasıl hesap verecek, hırsına hırs katanlar?
Zevk-ü sefâ sürenler, bilmem ne elde etmiş!
Uçup gidecek bir bir ‘benim’ dediklerimiz!
Omuzlarımız düşüp, boşluğa yaslanacak.
Anlamsız görünecek, eremediklerimiz.
Öte alemden bir ses, ‘gel’ diye seslenecek!
Ufuklarım karardı, öylece kalakaldım.
Gözlerimde ‘gelecek’, nokta kadar küçüldü!
Sorguladım kendimi, daraldıkça daraldım.
Oysa ömür dediğim , solmayacak bir güldü!
Neden, mânâ hep sözde;telaffûzda aranır?
Sûkut nedir, anlatır; sorsak belki duvarlar.
Söz hükümsüzdür bazen, dudaklara dolanır!
En çok konuşanlardır,dilsiz olan mezarlar…
……………………………………………………………......…mürsel emre doğan , mart 2010..istanbul