4
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
1226
Okunma

zamanın ellerinde azatlı köle
sultaniyegah semainin iç acıtan tesliminde
parmaklarımı gezdirirken perdelerde
şems haberlere gebe
ben bihaber benliğimden yine
vakit y/az
ellerinle getir kapıma
seni azat etmeyeceğim
ellerimde kokusu dünden kalan yalnızlığın
annemi özledim
ne çare
/seni azat etmeyeceğim
vakit y/az/
ve geçen söylemedim
gök yaşlarını silemedi henüz
sebep, biraz hasret içre güz
yüzün içre söz boğulurken bu mağrur şehrin suratsız akşamlarında
sularda rakseden semaileri öldürelim
hocam, parmaklarım bu saza yaban
geçen söylemedim
eğer ki hatrı varsa,
eğer kaldıysa ellerinde hala mürekkep izleri
saatleri durduralım sessizce
ve dilimizde, asl-ı ilimize hasret
göğsümüzün sıcaklığına yalancı türkülerden arınmaya
eğer ki hatrı varsa
ellerinde kuruyan mürekkep izlerinin
yaprak vakitleri kemanın tellerinde sızı
acı, yaşamak bu mevsimde kalan serzenişleri
ve dinlemek yüksek perdeden sesimizin usullanan sesini
yaprak vakitleri kemanın tellerine sızı
siz gideceksiniz başınız önünde
şimdi şu çalan hırçın müziğin adı her neyse
ben öldüremedim bu saza korkularımı gecelerce hocam
siz giderken başınız önünüzde
yediremediğim esaret hece hece ellerimde
siz gideceksiniz...
5.0
100% (1)