5
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
72
Okunma

BEN BENİ ŞİİRİNİN POETİKASI
Ben’in İçinden Ben’e Bakmak
Ben Beni şiirinin çıkış noktası, insanın kendisini anlatma arzusundan önce, ben kelimesinin taşıdığı olağanüstü anlam çoğulluğudur. Türkçede ben, ilk bakışta yalnızca birinci tekil şahıs zamiridir. İnsan kendisini gösterir ve ben der. Fakat şiirin kapısından içeri girildiğinde bu küçücük kelime çoğalmaya başlar. Söyleyen ben vardır, söylenen ben vardır; bakan ben, bakılan ben; yargılayan ben, yargılanan ben; seven ben, sevda uğruna kendisini inciten ben vardır. Böylece tek bir kelimenin içinde bir insan kalabalığı oluşur.
Şiirin adı bu yüzden Ben Beni’dir. Buradaki iki ben aynı kişi olmakla birlikte aynı varlık değildir. Birincisi özne, ikincisi nesnedir. Biri aynanın önünde durur, öteki aynanın içindedir. Biri sorar, öteki cevap verir. Biri hüküm verirken öteki sanık sandalyesine oturur. Şiirin daha ilk dörtlüğündeki Tepeden tırnağa, süzdüm ben beni ve Daha ilk bakışta çözdüm ben beni dizeleri bu ikili yapıyı kurar. İnsan hem gören hem görülendir. Kendisine dışarıdan bakmaya başladığı anda ben, tekliğini kaybeder.
Fakat şiirin amacı ben kelimesinin yalnızca gramerdeki özne ve nesne hâlleriyle oynamak değildir. Asıl aranan, benliğin katmanlarıdır.
Birinci katmanda görünen ben vardır. İnsanların tanıdığı, toplumun gördüğü, yüzüne bir kimlik yerleştirdiği kişi budur. Adı, mesleği, unvanı, davranışları ve dış görünüşüyle ortada duran ben. Şiirde Tepeden tırnağa süzülen ilk kişi odur. Fakat daha ilk dörtlükte onun güvenilir olmadığı anlaşılır. Çünkü yüzüne yalandan gülücük saçılmaktadır. Demek ki insan kendi suretine bile rol yapabilir.
İkinci katmanda toplumsal ben vardır. Başkalarının karşısına hangi kıyafetle çıkıyorsak biraz da oyuzdur. Şiirdeki Tebdili kıyafet gezdim ben beni dizesi bunun için önemlidir. Tebdili kıyafet yalnız fiziksel elbise değiştirmek değildir. İnsan hayat boyunca evlat, baba, eş, dost, asker, şair, yönetici, âşık, mağlup, galip, sanık ve misafir olabilir. Her kimlik başka bir kıyafettir. Fakat bütün kıyafetler çıkarıldığında geriye kimin kaldığı sorusu şiirin temel sorularından biridir.
Üçüncü katman vicdandaki bendir. Bazen vicdanımda biten sanıktım dizesinde insanın mahkemesi dışarıdan içeri taşınır. Hâkim de kendisidir, sanık da. Savcı da kendi vicdanıdır. Buradaki ben artık toplumun gördüğü kişi değildir. Kimsenin bilmediği davranışlarının hesabını kendisine veren insandır. Dünya beraat ettirse bile vicdanın mahkûm edebileceği ben budur.
Dördüncü katmanda gönüldeki ben ortaya çıkar. Bazen gönül sarayında konuktum dizesi bilinçli bir çelişki taşır. Gönül insanın kendisine aitse insan kendi gönlünde nasıl konuk olabilir? İşte şiirin benlik problemi burada derinleşir. Çünkü gönül her zaman aklın mülkü değildir. Sevda geldiğinde insan kendi gönlünde bile ev sahibi olmaktan çıkabilir. Bir başkası gönül sarayının sahibi olur, ben ise kendi içinde misafire dönüşür.
Beşinci katman akıldaki bendir. Zavallı aklıma çekerek resti sözü, insanın kendisiyle kavgasını iki ayrı varlığın mücadelesine dönüştürür. Akıl bir tarafa, gönül başka tarafa çekmektedir. Her ikisine de ben diyen aynı insandır. Böylece şiir şu soruyu sessizce sorar: Akıl benimse, gönül de benimse ve ikisi birbirine karşı çıkıyorsa gerçek ben hangisidir?
Altıncı katmanda âşık ben vardır. Yaparak kalbimi sevdamın pisti dizesinde kalp artık yalnız duygunun merkezi değildir; sevdanın üzerinde koştuğu, hızlandığı, düştüğü ve yeniden kalktığı alandır. Bu ben kendisine merhamet etmek zorunda değildir. Nitekim Kolay olmasa da üzdüm ben beni denir. İnsan yalnız başkaları tarafından incitilmez. Kendi tercihleriyle, tutkularıyla, beklentileriyle ve vazgeçemedikleriyle kendisini de yaralayabilir. Üzen ile üzülen yine aynı bendir.
Yedinci katman egodur. Benlik kelimesi şiirde özellikle Yaşa mal olsa da benliğin testi dizesinde açılır. Buradaki ben, insanın varlığının özü olmakla birlikte kibir, nefs ve ego anlamlarına doğru da genişler. İnsan kendisini tanımaya başladığında yalnız güzel taraflarını bulmaz. Kendi kibrini, korkusunu, zaafını, hırsını ve kendisine söylediği yalanları da görür. Bu nedenle gerçek bir benlik testi rahatlatıcı değil, zaman zaman can yakıcıdır.
Sekizinci katmanda tasavvufî ben belirir. Şiirin en belirgin kapısı Ben bende değildim sözüdür. Bu ifade, Türk şiirinin büyük benlik damarını ve özellikle Yunus Emre’nin ben kavramını ister istemez hatırlatır. Yunus’un Beni bende demen, bende değilim / Bir ben vardır bende benden içeri söyleyişinde görünen insan ile içerideki hakiki varlık birbirinden ayrılır. Ben Beni şiiri bu büyük geleneği tekrar etmek yerine onun sorusunu çağdaş bir benlik sorgulamasına taşır: Bende olmayan ben kimdir; beni seyreden kimdir; beni yiyen kimdir?
Dokuzuncu katman, ben kelimesinin Türkçedeki sözlük sınırlarını aşan çağrışımlarıdır. Ben yalnız şahıs zamiri değildir. Derinin üzerindeki işarete de ben denir. Böyle düşünüldüğünde ben, insanın kendisi olduğu kadar üzerinde taşıdığı izdir. Küçücük bir leke bütün bedenden ayrılır ama yine o bedene aittir. Şiirin benliği de böyledir: bütünün içinde görünen küçük işaretler üzerinden insanın tamamına ulaşmaya çalışır.
Ben kelimesinin eski ve yöresel anlam çevrelerine, deyimlere ve türevlerine gidildikçe çağrışım alanı daha da genişler. Meyvenin olgunlaşmaya yüz tutmasıyla ilgili kullanımlardan bedendeki işarete, beniz ve benlik çevresindeki yapılardan tasavvufun nefs ve öz tartışmasına kadar aynı sesin etrafında geniş bir anlam evreni oluşur. Şiirin poetik imkânı tam da buradadır: Ben sözcüğü her okunuşunda başka bir kapıyı açabilmelidir.
Bu nedenle şiir tek okumada tüketilmek istemez. İlk okumada insanın kendisiyle hesaplaşması görülür. İkinci okumada aşk çıkar. Bir başkasında vicdan, diğerinde ego, başka bir okumada tasavvuf belirir. Psikolojik açıdan okuyan insanın bölünmüş iç seslerini görebilir; dil açısından okuyan ben zamirinin özne-nesne oyununu fark eder; tasavvuf açısından okuyan görünen ben ile içteki ben arasındaki ayrımı izler. Şiirin muradı bunlardan herhangi birini tek doğru anlam ilan etmek değil, aynı sözcüğün içinde bunların birlikte yaşayabileceği bir anlam alanı kurmaktır.
Son dörtlük bu nedenle şiirin düğüm noktasıdır:
Damladan ummana açarken yelken
Başrolde oynadım, olmadım manken
Ben bende değildim, ben beni yerken
Delibal söyledi, yazdım ben beni
Damla ile umman arasındaki mesafe, küçük ben ile büyük varlık arasındaki mesafedir. Damla kendisini ayrı bir varlık sanabilir; ummana karıştığında sınırının nerede başlayıp nerede bittiği belirsizleşir. Başrolde oynadım sözü ise insanın kendi hayatındaki merkezî konumunu belirtirken olmadım manken sözü yalnızca sergilenen, başkasının biçtiği kimliği taşıyan edilgen bir benliği reddeder.
Fakat asıl kırılma Ben bende değildim, ben beni yerken dizesindedir.
Burada artık iki ben bile yetmez.
Bende olmayan bir ben vardır.
Yiyen bir ben vardır.
Yenilen bir ben vardır.
Bütün bunları dışarıdan seyreden bir ben vardır.
Ve sonunda bunları şiire dönüştüren Delibal vardır.
Son dizedeki Delibal söyledi, yazdım ben beni sözü bu yüzden yalnız mahlas beyti görevinde değildir. Şair ile şiirdeki ben arasında son bir ayrışma yaratır. Delibal söyleyen midir, yazan mıdır, yazılan mıdır? Yoksa bütün şiir boyunca aranıp duran ben, şiire dönüştüğü anda artık şairden bağımsız başka bir varlığa mı dönüşmüştür?
Ben Beni’nin poetikası tam burada kurulmaktadır:
Ben, bu şiirde cevap değildir; sorudur.
İnsan kendisini tanıdığını sandıkça başka bir kendisiyle karşılaşır. Bir katmanı kaldırır, altından başka bir ben çıkar. Onu çözer, gerisinde başka biri bekler. Bu yüzden şiirin ilk dizesinde insan felek kozasının önüne geçer; son dizesinde hâlâ kendisini yazmaktadır.
Çünkü insanın çözebileceği en yakın bilmece kendisidir; fakat tamamını çözmesinin belki de mümkün olmadığı tek bilmece de yine kendisidir.
Ben Beni, ben kelimesini çoğaltarak insanı çoğaltma şiiridir.
Bu şiiri yazdıktan sonra yaklaşık kırk gün şiir yazmadım. Yazamadığımdan değil; hemen ardından başka bir şiir yazmayı Ben Beni’ye saygısızlık saydığımdan.
Bazen şair şiiri bitirir. Bazen de şiir, şairin sözünü bir müddet elinden alır.
Özün sözü budur. Vesselam.
Felek kozasının önüne geçip
Tepeden tırnağa, süzdüm ben beni
Yüzüne yalandan gülücük saçıp
Daha ilk bakışta çözdüm ben beni
Kelepir düşlerden bağrı yanıktım
Bazen vicdanımda biten sanıktım
Bazen gönül sarayında konuktum
Tebdili kıyafet gezdim ben beni
Yaşa mal olsa da benliğin testi
Zavallı aklıma çekerek resti
Yaparak kalbimi sevdamın pisti
Kolay olmasa da üzdüm ben beni
Damladan ummana açarken yelken
Başrolde oynadım, olmadım manken
Ben bende değildim, ben beni yerken
Delibal söyledi, yazdım ben beni
Celil ÇINKIR - DELİBAL
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.