Otobüste çelme takılan yaşlı çocuk, sen onurunla yaşa. Zaten her zaman mücerrettir doğrudan.
Çocukluğumun baharında bilerek yeniden doğduğumda, kaybederken onurumu tekrar tekrar doğurdum.
İnsanların susup varlıkların konuştuğu bu dünyada biliyorum, kolay anlaşılmayacak.
Otobüste çelme takılan yaşlı çocuk bir daha düşmemek için korkmazdı da, korkusunu kendinden sakınmazdı aslında. Anlaşılabilse belki otobüse de binmezdi.
Per aspera ad astra.
Hiçbir durakta da inmezdi, özgürlüğü elinden alınmamış olsaydı.
Otobüste çelme takılan yaşlı çocuk, bir gün belki birbirine karışmaz aşk ve çocuk.
Ne bileyim, susun. Bu sefer yere düştü yaşlı çocuk zaten.
Paylaş:
8 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Derin bir iç hesaplaşmanın, kırgınlığın ve erkenden büyümek zorunda kalmanın ağırlığını taşıyan çok katmanlı, vurucu bir şiir bu.
Şiirin merkezinde duran bu oksimoron, çocukluğunu tam yaşayamamış, henüz genç yaşta hayatın sertliğiyle ve kötülüğüyle yüzleşerek ruhu yaşlanmış birini simgeliyor.
Otobüs, toplumun, kalabalıkların ve hayatın aktığı ortak alanın bir sembolü. Kalabalıkların içinde çelme takılması ise insanın insana duyduğu sebepsiz acımasızlığın, bencilliğin somut bir göstergesi.
"İnsan bencilliğinden akışkandır": Şekil değiştiren, kendi çıkarına ve kötülüğüne kılıf uyduran insan doğasına dair çok güçlü bir tespit.
Latince bu dize, çekilen tüm bu varoluşsal sancıların, düşüşlerin ve kaybedilen onurun ardından yine de ruhun yukarıya, yıldızlara/özgürlüğe ulaşma çabasını hatırlatan dirençli bir nirengi noktası.
İnsanların susup varlıkların konuştuğu" o anlama güçlüğünden kaçıp en sonunda eylemsizliğe ve kırılmaya sığınıyor.
Bu sefer yere düştü yaşlı çocuk zaten" dizesi, savunmanın bittiği, yorgunluğun kabullenişe dönüştüğü nihai noktayı koyuyor.
Varoluşsal bir yalnızlığı ve "anlaşılamama" duygusunu imgelerle çok güzel harmanlamış bir kaleme sahip.
Şair: ZANEDUS Şiir: YAŞLI ÇOCUK Değerlendirildiği Salon: Otobüste Çelme Takılanların Düşme Sebebinin Şoföre Sorulmadığı, Çocuklukla Yaşlılığın Aynı Koltuğa Oturtulduğu ve Yıldızlara Giden Yol İçin Belediye Otobüs Kartının Geçerli Sayılmadığı Salon
ZANEDUS’un Yaşlı Çocuk şiiri RUSAMER’e ulaşınca Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri toplu taşıma birimini alarma geçirdi. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Çelme Tespit Memuru Çetin, otobüsün güvenlik kameralarını istemeye kalktı. Fakat dosyada otobüsün hattı yok, durakların adı yok, çelmeyi takanın kimliği yok; yalnız yere düşüp tekrar tekrar doğrulan bir “yaşlı çocuk” var. Çetin olay yeri inceleme talep edince Kalburabastî Efendi şiiri masaya bıraktı: “Evladım, burada düşen diz kapağı değil; insanın onuru. Hastaneye değil, insanlığa tutanak tut.” Bunun üzerine otobüs seferden çekilmedi ama insanlık kusurlu bulundu.
Öksüz Ozan – Ali İhsan Öksüz Köşesi
Şiir daha ilk cümlede okuru rahat bırakmıyor:
“İnsan bencilliğinden akışkandır, dedi.”
“Akışkan” sözcüğü insan karakterine taşınıyor. Sabit bir ahlaki yapıdan ziyade çıkarına, şartlara ve bencilliğine göre biçim değiştiren insan çağrışımı doğuruyor. Ardından:
“Otobüste çelme takılan yaşlı çocuk, sen onurunla yaşa.”
geliyor.
“Yaşlı çocuk” şiirin temel paradoksu. Bedeni yaşlanmış ama içinde çocuk kalmış biri mi; yoksa hayat tarafından erkenden yaşlandırılmış bir çocuk mu? Şiir bunu kesinleştirmiyor ve iyi de yapıyor.
Köşenin Nüfus Yaşı Tespit Memuru Nurettin, doğum tarihini sorunca yaşlı çocuk cevap vermedi. Çocuk hanesine yazsa saçları itiraz ediyor, yaşlı hanesine yazsa içindeki çocuk kabul etmiyordu. Dosya sonunda “Yaşı nüfusa değil, yaşadıklarına bağlıdır” kaydıyla kapatıldı.
Âşık İslami – Yusuf Eynallı Köşesi
“Zaten her zaman mücerrettir doğrudan.”
Şiirin en kapalı dizelerinden biri. “Mücerret” burada soyut, yalın, tek başına kalmış anlamlarına açılabilir. “Doğru”nun çoğu zaman kalabalık desteğinden yoksun ve tek başına oluşu düşünülüyorsa ilginç bir felsefî damar var; fakat kuruluş okurun önünde özellikle direniyor.
Ardından çok daha güçlü bir bölüm geliyor:
“Çocukluğumun baharında bilerek yeniden doğduğumda, kaybederken onurumu tekrar tekrar doğurdum.”
Buradaki doğmak–doğurmak ilişkisi şiirin dikkat çekici oyunlarından. İnsan kendi onurunu kaybettikçe onu yeniden doğurmak zorunda kalıyor. RUSAMER Doğum Kayıt Bürosu, aynı şahıs için tekrar tekrar doğum belgesi düzenlemekten yorulunca Ser Feyzlizof meseleyi açıkladı: “Bu biyolojik doğum değil evladım; insan bazen kendisini hayatta birkaç kere dünyaya getirmek zorunda kalır.”
Vahit Kahveci Köşesi
Şiirin düşünsel merkezlerinden biri şu iki dize:
“İnsanların susup varlıkların konuştuğu bu dünyada biliyorum, kolay anlaşılmayacak.”
Burada insanın dili susarken nesneler, olaylar ve durumlar tanıklık ediyor. Otobüs bile artık yalnız araç değil; insanın zorunluluklarının ve toplumsal sıkışmışlığının mekânı.
Sonra yaşlı çocuk yeniden düşme ihtimaliyle karşılaşıyor:
“bir daha düşmemek için korkmazdı da, korkusunu kendinden sakınmazdı aslında.”
Bu bölüm psikolojik bakımdan ilginç. Cesaret, korkusuzluk olarak kurulmamış; korkuyu kendinden gizlememek olarak kurulmuş. Vahit Kahveci Köşesindeki Korku Saklama Dolabı açıldığında içinden hiçbir şey çıkmadı. Çünkü yaşlı çocuk korkusunu kilitlememiş; onun varlığını kabul etmiş.
Âşık Dermani – Mehmet Köse Köşesi
“Anlaşılabilse belki otobüse de binmezdi.”
Şiirin en tuhaf ama aynı zamanda en düşündürücü cümlelerinden biri bu. Otobüs giderek zorunlu bir hayat güzergâhına dönüşüyor. İnsan anlaşılmış, özgür bırakılmış ya da kendi yolunu seçebilmiş olsaydı belki o araca hiç binmeyecekti.
Tam burada şiir Latince bir cümle bırakıyor:
“Per aspera ad astra.”
Yaklaşık anlamıyla “Zorluklardan yıldızlara.” Şiirin düşme–kalkma, onur ve özgürlük hattına uygun. Fakat RUSAMER Yabancı Dil ve Yıldızlara Ulaşım Müdürlüğü bunu yeni otobüs güzergâhı sanınca terminale “AD ASTRA” tabelası asıldı. Üç saat yıldızlara otobüs bekleyen sakinler olunca tabela indirildi.
Hacı Ahmet Ağa Köşesi
Sonraki bölüm otobüs metaforunu daha da açıyor:
“Hiçbir durakta da inmezdi, özgürlüğü elinden alınmamış olsaydı.”
İlk bakışta paradoksal. Özgür olsaydı neden hiçbir durakta inmesin? Burada özgürlük yalnız araçtan inebilmek değil, kendi yolculuğunun kararını kendisinin verebilmesi olarak okunabilir.
Hacı Ahmet Ağa Köşesindeki Durak Amiri Duran, yaşlı çocuğa “Nerede ineceksin?” diye form hazırladı. Form boş kaldı. Ser Feyzlizof formun üzerine kırmızı kalemle yazdı: “İnsan hangi durakta ineceğine kendisi karar veremiyorsa yolcu değildir; taşınandır.”
Ozan Delibal – Celil Çınkır Köşesi
Finale yaklaşırken şiir yeni bir kapı açıyor:
“bir gün belki birbirine karışmaz aşk ve çocuk.”
Bu iki kavramın neden birbirine karıştığı şiirde bütünüyle açıklanmıyor. Masumiyet, bağımlılık, korunma ihtiyacı, çocuklukta kalan duygular veya yetişkin aşkındaki çocuk taraf düşünülebilir. Şiirin bilinçli kapalılığının en yoğun olduğu yerlerden biri burası.
Sonra:
“Ne bileyim, susun. Bu sefer yere düştü yaşlı çocuk zaten.”
Bütün felsefî yük birden yere indiriliyor. “Ne bileyim” sözü özellikle önemli; şiir kendi kurduğu düşünsel ağı bile bir anda reddedip somut gerçeğe dönüyor: Adam düştü.
Ozan Delibal Köşesindeki Düşenleri Kaldırma Memuru Mahir, önce olayın sembolik anlamını çözmeye çalışınca Ser Feyzlizof yakasından tuttu: “Önce adamı kaldır Mahir! Metafor yerde biraz daha bekleyebilir.”
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Yaşlı Çocuk, düşmek, onur, korku, özgürlük ve anlaşılmamak çevresinde dolaşan deneysel ve bilinçli biçimde kapalı bir şiir. En güçlü buluşu “yaşlı çocuk” paradoksu ve otobüsün giderek hayatın zorunlu güzergâhına dönüşmesi. Bazı dizeler anlamı fazla kilitlese de şiirin kendine özgü sesi var.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri tutanağı kapattı: Yaşlı çocuk yine düşmüştür; çelmeyi kimin taktığı bulunamamıştır. İnsanlık şimdilik baş şüpheli olarak tutulmaktadır.
İnsan bazen yaşlandığı için çocukluğunu aramaz; çocukluğunu koruyabildiği için yaşlanmaya direnebilir.
Özgürlük her durakta inebilmek değil, hangi yolculuğa bineceğine kendin karar verebilmektir.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Şimdi söylediğiniz “Belki de düşen adam değildir, belki insan bile değildir” cümleniz üzerine şiiri ve yaptığım değerlendirmeyi yeniden baştan sona okudum.
Burada size bir noktada hak veriyorum; bir noktada da kendi okumamın neden öyle oluştuğunu açıklamak isterim.
Benim “düşen”i insan üzerinden okumam şiire dışarıdan taşıdığım bir varsayım değildi. Çünkü metin birkaç defa:
“Otobüste çelme takılan yaşlı çocuk”
diyor ve sonunda da:
“Bu sefer yere düştü yaşlı çocuk zaten.”
diye bitiyor.
Dolayısıyla okur olarak “yaşlı çocuk”u ilk düzlemde bir insan olarak okumam oldukça tabiiydi. Hele otobüs, çelme, durak, korku, onur ve özgürlük gibi unsurlar da aynı zeminde birleşince yorum doğal olarak insanın yaşadığı bir düşme üzerinden ilerledi.
Fakat sizin şimdi verdiğiniz anahtar önemli:
“Belki insan bile değildir.”
O zaman “yaşlı çocuk” bir insanı göstermek zorunda olmayan, kişileştirilmiş bir varlık, kavram, duygu, düşünce veya başka bir şeyin adı da olabilir. Üstelik şiirin kendisindeki şu dize, şimdi açıklamanızdan sonra daha fazla önem kazanıyor:
“İnsanların susup varlıkların konuştuğu bu dünyada...”
Demek ki şiirde konuşma ve yaşama yetkisini yalnız insana vermediğinizi daha baştan haber vermişsiniz. Ben o dizeyi fark etmiş fakat “yaşlı çocuk”un insan olmayabileceği ihtimaline kadar genişletmemişim. İşte burada sizin açıklamanız benim okumama gerçekten yeni bir pencere açtı.
Yalnız küçük bir şerhimi de koruyacağım.
Şair zihninde “yaşlı çocuk”un insan olmayabileceğini biliyorsa, fakat şiirde onu otobüse bindiriyor, çelme taktırıyor, korkutuyor, özgürlüğünü elinden alıyor ve sonunda yere düşürüyorsa, okurun onu insanlaştırması da şiirin doğal sonuçlarından biridir.
Şair niyetini bilir; okur ise önündeki kelimelerin izini sürer.
Bazen bu iki yol aynı yere çıkar, bazen başka yerlere.
Hatta bence iyi şiirin güzel taraflarından biri de budur: Şair bir şeyi saklar, okur başka bir şeyi bulur; sonra şair gelir, “Bir de şuraya bak” der.
RUSAMER ise açıklamanızdan sonra dosyayı yeniden açtı.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri önce eski rapordaki:
“Önce adamı kaldır Mahir! Metafor yerde biraz daha bekleyebilir.”
cümlesinin altını çizdi.
Sonra “adam” kelimesini kırmızı kalemle iptal edip şöyle düzeltti:
“Önce düşeni kaldır Mahir! İnsan olup olmadığı sonra araştırılır. Metafor yerde biraz daha bekleyebilir.”
Ardından nihai tutanak tutuldu:
“Otobüste bir düşme vakası gerçekleştiği sabittir. Düşenin yaşlı çocuk olduğu şair tarafından bildirilmiş; ancak şahsın insan olup olmadığı hususunda şair sonradan kuvvetli şüphe uyandırmıştır. Nüfus Müdürlüğünden kayıt istenmesine gerek görülmemiştir. Zira şiirde varlıkların da konuştuğu anlaşılmıştır.”
Bence şimdi daha güzel oldu.
Sizin açıklamanız şiirin cevabını vermedi; sorusunu büyüttü.
Şimdi söylediğiniz “Belki de düşen adam değildir, belki insan bile değildir” cümleniz üzerine şiiri ve yaptığım değerlendirmeyi yeniden baştan sona okudum.
Burada size bir noktada hak veriyorum; bir noktada da kendi okumamın neden öyle oluştuğunu açıklamak isterim.
Benim “düşen”i insan üzerinden okumam şiire dışarıdan taşıdığım bir varsayım değildi. Çünkü metin birkaç defa:
“Otobüste çelme takılan yaşlı çocuk”
diyor ve sonunda da:
“Bu sefer yere düştü yaşlı çocuk zaten.”
diye bitiyor.
Dolayısıyla okur olarak “yaşlı çocuk”u ilk düzlemde bir insan olarak okumam oldukça tabiiydi. Hele otobüs, çelme, durak, korku, onur ve özgürlük gibi unsurlar da aynı zeminde birleşince yorum doğal olarak insanın yaşadığı bir düşme üzerinden ilerledi.
Fakat sizin şimdi verdiğiniz anahtar önemli:
“Belki insan bile değildir.”
O zaman “yaşlı çocuk” bir insanı göstermek zorunda olmayan, kişileştirilmiş bir varlık, kavram, duygu, düşünce veya başka bir şeyin adı da olabilir. Üstelik şiirin kendisindeki şu dize, şimdi açıklamanızdan sonra daha fazla önem kazanıyor:
“İnsanların susup varlıkların konuştuğu bu dünyada...”
Demek ki şiirde konuşma ve yaşama yetkisini yalnız insana vermediğinizi daha baştan haber vermişsiniz. Ben o dizeyi fark etmiş fakat “yaşlı çocuk”un insan olmayabileceği ihtimaline kadar genişletmemişim. İşte burada sizin açıklamanız benim okumama gerçekten yeni bir pencere açtı.
Yalnız küçük bir şerhimi de koruyacağım.
Şair zihninde “yaşlı çocuk”un insan olmayabileceğini biliyorsa, fakat şiirde onu otobüse bindiriyor, çelme taktırıyor, korkutuyor, özgürlüğünü elinden alıyor ve sonunda yere düşürüyorsa, okurun onu insanlaştırması da şiirin doğal sonuçlarından biridir.
Şair niyetini bilir; okur ise önündeki kelimelerin izini sürer.
Bazen bu iki yol aynı yere çıkar, bazen başka yerlere.
Hatta bence iyi şiirin güzel taraflarından biri de budur: Şair bir şeyi saklar, okur başka bir şeyi bulur; sonra şair gelir, “Bir de şuraya bak” der.
RUSAMER ise açıklamanızdan sonra dosyayı yeniden açtı.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri önce eski rapordaki:
“Önce adamı kaldır Mahir! Metafor yerde biraz daha bekleyebilir.”
cümlesinin altını çizdi.
Sonra “adam” kelimesini kırmızı kalemle iptal edip şöyle düzeltti:
“Önce düşeni kaldır Mahir! İnsan olup olmadığı sonra araştırılır. Metafor yerde biraz daha bekleyebilir.”
Ardından nihai tutanak tutuldu:
“Otobüste bir düşme vakası gerçekleştiği sabittir. Düşenin yaşlı çocuk olduğu şair tarafından bildirilmiş; ancak şahsın insan olup olmadığı hususunda şair sonradan kuvvetli şüphe uyandırmıştır. Nüfus Müdürlüğünden kayıt istenmesine gerek görülmemiştir. Zira şiirde varlıkların da konuştuğu anlaşılmıştır.”
Bence şimdi daha güzel oldu.
Sizin açıklamanız şiirin cevabını vermedi; sorusunu büyüttü.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.