3
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
76
Okunma

ne varsa kurudu bu kurak toprakta,
iliklerime işledi o eski sızı.
giderken arkanda bıraktığın bu enkaz
susuzluğunu hatırlatıyor gökyüzünün
evimin serinliğini unuttum
bir yıkım karşılıyor beni.
hangi yöne baksam
pencerede unutulmuş bir saksı kadar yalnızım
oysa ;
kadehte iksir gibiydi tebessümün
gergin kaslarını genişleten bir anlık huşu
çocukça hayallere salardı beş karışlık aklımı
hasretin düğümü nihavent çalarken
dilsiz bir feryat kalıyor zihnimde şimdi
zaman
bir akrep gibi sinsice kemiriyor hatıraları,
soluk ışığında büyüyor yalnızlığım
sokak lambasının
ruhumu amansız bir mengene gibi sıkıyor bu kent
uzanıp dokunmak istesem de uzaktaki hayaline
parmaklarımdan kayıp gidiyor yarınlar
ellerim çorak kalıyor
sanki ;
güneş görmemiş ormanlara benziyor odam.
söndü göğüs kafesimdeki cılız ışık
bahçem tarumâr
ben
atların vurulmadığı o geniş zamanlarda
kahrını gördüm doğurgan bulutların
gözlerimdeki nemle yaşıttır güz rüzgarları
ve uzayıp giden söğüt ağaçları altında
seslerini özledim cırcır böceklerinin
ve nasırlı ellerinle uzattığın üzümden tattım
baba ben geldim
oğlun
hani o çiçek isimleriyle hemhâl olan
baba
alsana kollarına
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.