0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
47
Okunma
Mevsimlerden Eylül…
Gökyüzü sarıya çalarken
İçimde eski bir sonbahar uyanıyor.
Rüzgâr, dallardan yaprak değil,
Unuttuğumu sandığım yılları koparıyor.
Ömürden bir yılın daha geçtiğini
Bir sabah ansızın fark ediyorsun.
Takvim susuyor,
Ayna konuşuyor.
Yüzünde çoğalan çizgiler
Zamanın en sessiz imzası oluyor.
Aklım durgun seller gibi;
Derin, bulanık, yorucu…
Hayatın hızına yetişmekten
Kendi sesimi duyamaz oldum.
Meğer insan büyüdükçe
Günleri değil,
Günlerin içindeki kendini kaybediyormuş.
Eylül bunu hatırlatıyor bana.
Bir yaprağın dalından kopuşunda
Koca bir ömrün hikâyesi var:
Tutunmak istiyorsun,
Mevsim değişiyor.
Bazı akşamlar
Güneş bile vedasını kısa kesiyor.
Şehir erken kararıyor,
İçimdeki ışık biraz daha uzaklaşıyor.
Geçmiş,
Kapısı kapanmış bir ev gibi önümde.
Girmek istiyorum;
Anahtarı bende değil.
Şimdi anlıyorum…
Ömür dediğin,
Yaşadıklarının toplamından çok
Vazgeçtiklerinin yankısıymış.
Eylül geçecek.
Yağmurlar dinecek,
Ağaçlar yeniden yeşerecek.
Ama insan her baharda
Aynı insan olarak dönmüyor hayata.
Ben bu Eylül’de
Bir mevsimi değil,
kendimden eksilen zamanı uğurluyorum.
Ve ilk kez biliyorum:
Bazı vedalar birine değil,
İnsanın kendin içindeki kaybettiği yıllaraymış.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.