0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
49
Okunma

Parmakların arasında kalan o boşluk, sanıldığından daha ağırdır aslında. Yıllarca her sıkıntıda, her kimsesiz gecede yanına koştuğun, elini uzattığında orada hazır bekleyen tek şeyi söküp atmak; hayatın tam ortasında çırılçıplak kalmak gibi hissettirir. "Onsuz kalırsam ne yaparım, dertlerimi kime anlatırım, ellerim nereye tutunur?" korkusu, ciğerine dolan zehrin kendisinden daha çabuk sarar insanı.
Oysa o kadın, sen ateşi çalmadıkça bir hiçtir. Sen onu yakmadıkça var olamaz, sen nefesinden üflemedikçe yaşayamaz. Onsuz kalmaktan korktuğun şey, onun sana kattığı bir kudret değil; senin kendi içindeki yaşama gücünü gözünü kırpmadan ona devretmiş olmandır.
Onu terk ettiğinde sanıldığı gibi derin bir boşluğa düşmezsin. Sadece uzun zamandır bir duman uğruna harcadığın kendi öz nefesini, ilk defa ciğerlerine geri alırsın. Ve o sahte sadakat, yerini nihayet kendinle baş başa kalmanın o yalın, o sarsıcı gerçekliğine bırakır.
Bir yangını avucunda taşımak gibidir bu,
Ne atabilirsin dışarı, ne söndürmeye nefesin yeter.
Bir kadın girer geceyle arana,
Dudaklarında kül, koynunda kırk yıllık keder.
Hiç konuşmaz;
Ama siner parmaklarının çentiğine,
Ceketinin yakasına, içindeki o kimsesiz yere.
Sanırsın bir tek sana kıymaktadır bu çaresizlik,
Bir tek senin caddelerinde gezdirir ölümün soğukluğunu.
Oysa dokunduğu her adamın ciğerinden bir parça gökyüzü çalar,
Her sokak lambasının altında aynı yalanı tazeler.
Kıskançtır, bilirsin.
Başka bir teselliye yer bırakmaz kanında.
Gözlerini örter dumanıyla,
Seni senden alıp yine sana fırlatır.
Gidemezsin.
Gırtlağında sinsi bir ilmek,
İçten içe çürüttüğünü bile bile katlanırsın o cefaya.
Çünkü canını ala ala eksiltirken seni,
Yüzüne üflediği o son nefeste fısıldar:
“Benden başka kimin kaldı ki şu dünyada…”
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.