0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
98
Okunma
Lâm, kapıyı açma.
Eşik bu gece
kül renginde bir hayvan gibi soluyor.
Dışarıda
gecikmiş bütün mevsimler;
ıslak taşlar, kırık kandiller,
adını unutmuş bir rüzgâr.
Kapının ardında
kimsenin dönmediği bir yol var.
Bir zaman
aynı göğe değmiş iki gölge,
şimdi birbirinden habersiz
iki uçurum taşıyor.
Ne vakit gece derinleşse
duvarlarda ince bir sızı yürür;
ev, eski bir yaranın
kabuk bağlamayan hafızasıdır artık.
Masada yarım bardak su,
camda solgun bir buğu,
saatin içinde
ısrarla kanayan tek bir dakika.
Hiçbiri konuşmaz.
Yine de
her şey aynı cümleyi bilir.
Lâm, kapıyı açma.
Bazı dönüşler
kavuşmaya değil,
eski yıkıntının yerini bulmaya gelir.
Bir el uzansa
kül yeniden ateşi hatırlar,
bir ses değse
mezarından kalkar bütün suskunluklar.
Oysa ne güzel gömülmüştü
yarım kalan ne varsa.
Bir saç teli kadar ince
bir felaket duruyor eşikte.
Dokunulsa
dünya ikiye ayrılacak:
öncesi
ve bir daha asla.
Geceyi içeride tut.
Sabah zaten
her şeyi fazla açık gösteriyor.
Aşk dediğin bazen
kapıya kadar geleni içeri almak değil,
kapının ardında
hangi ömrün beklediğini bilip
anahtarı sessizce avuçta kırmaktır.
Lâm,
bırak dışarıda kalsın
gecikmiş ayak sesleri.
İçeride
bir yokluk yıllardır
çiçek açmayı öğreniyor.
Kapıyı açarsan
ölmez belki.
Ama adı değişir.
Lâm, kapıyı açma.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.