1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
41
Okunma
Eylül, takvimdeki
Bir yaprak değil;
Bir vedanın
Yırtık cebinde unutulmuş mektuptur.
Yaprak dalından
düşmeden sararır yürek.
Bazı ayrılıkları
başlamadan bitirmek gerek.
Sen
Yaprak dalından kopar,
sanırsın sadece;
Biraz senden
eksilir,
Biraz benden.
Ağaçlar bilir bunu.
Eski bir cumbalı evin
açık penceresidir Eylül.
Geçmişin perdeleri
savrulur rüzgârında.
Adını söylemeye
korktuğum
Eski bir aşk
gibi…
Bir koku
kalır odada.
Gri bir suskunluk
çöker gökyüzüne.
Bulutlarda gizlidir
söyleyemediğimiz sözler.
Ve yağmur
tercüme eder
Yüreğimizdeki
hasreti.
Bazen bir tren garına
benzer Eylül.
Peronda gidenlerin
ayak sesleri kalır,
Kalanların ise
gözleri raylarda.
Her uzaklaşan vagon
biraz daha yalnızlık taşır.
Her düdük sesi
bir ayrılık.
Sevgilim,
Ben seni
Eylül akşamına benzetirim.
Ne tamamen karanlık,
ne de güneş kadar yakınsın.
Bir gün batımısın sen;
Denizin bir kenarında
izlemeye doyamadığım,
Ama tutmaya da
yetişemediğim…
Dalgalar bile
bir başka susar Eylül’de.
Kıyılara vurmaz artık;
Kendi derinliğine
gömer sanki içindeki taşları.
Ben de öyle yaptım seni.
Unutamadıklarımı
kalbimin en derin yerine sakladım.
Adını getirirse
rüzgâr bir gün,
Unutma ki
hâlâ aynı yerdeyim.
Bir sonbahar akşamının
kırık sandalyesine oturmuş,
Geçmişe bakıyorum.
Ve Eylül…
Ne yazdır bana,
ne de kış.
İkisinin arasında kalmış
yarım bir cümle gibi yüreğim.
Bir türlü
sonuna nokta koyamadığım,
Başına ise
yeniden başlayamadığım
Yarım bir aşk hikâyesi gibi.
Kim bilir, belki de
Eylül budur:
Kapıyı kapatamamak
vedasız gidenin ardından
Ve her düşen yaprakta
biraz daha
Kendinden vazgeçmektir.
Eylül dediğin…
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.