1
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
90
Okunma
Eylül, takvimdeki bir yaprak değil;
Bir vedanın
Yırtık cebinde unutulmuş mektuptur.
Yaprak dalından düşmeden sararır yürek.
Bazı ayrılıkları başlamadan bitirmek gerek.
Sen
Yaprak dalından kopar sanırsın sadece;
Biraz senden eksilir,biraz benden.
Ağaçlar bilir bunu.
Eski bir cumbalı evin açık penceresidir Eylül.
Geçmişin perdeleri savrulur rüzgârında.
Adını söylemeye korktuğum
Eski bir aşk gibi…
Bir kokukalır odada.
Gri bir suskunluk çöker gökyüzüne.
Bulutlarda gizlidir söyleyemediğimiz sözler.
Ve yağmur tercüme eder
Yüreğimizdeki hasreti.
Bazen bir tren garına benzer Eylül.
Peronda gidenlerin ayak sesleri kalır,
Kalanların ise gözleri raylarda.
Her uzaklaşan vagon biraz daha yalnızlık taşır.
Her düdük sesi bir ayrılık.
Sevgilim,
Ben seni Eylül akşamına benzetirim.
Ne tamamen karanlık,ne de güneş kadar yakınsın.
Bir gün batımısın sen;
Denizin bir kenarında izlemeye doyamadığım,
Ama tutmaya da yetişemediğim…
Dalgalar bile bir başka susar Eylül’de.
Kıyılara vurmaz artık;
Kendi derinliğine gömer sanki içindeki taşları.
Ben de öyle yaptım seni.
Unutamadıklarımı kalbimin en derin yerine sakladım.
Adını getirirse rüzgâr bir gün,
Unutma ki hâlâ aynı yerdeyim.
Bir sonbahar akşamının
Kırık sandalyesine oturmuş,geçmişe bakıyorum.
Ve Eylül…
Ne yazdır bana,ne de kış.
İkisinin arasında kalmış
Yarım bir cümle gibi yüreğim.
Bir türlü sonuna nokta koyamadığım,
Başına ise yeniden başlayamadığım
Yarım bir aşk hikâyesi gibi.
Kim bilir, belki de
Eylül budur:
Kapıyı kapatamamak vedasız gidenin ardından
Ve her düşen yaprakta biraz daha
Kendinden vazgeçmektir.
Eylül dediğin…
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.