2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
65
Okunma

ŞİİRİN HİKÂYESİ VE POETİKASI
ANLAYAMADIK ATAM
Yarın 30 Ağustos…
Yine bayraklarımız dalgalanacak, marşlarımız söylenecek, Büyük Taarruz anlatılacak. Afyon’dan Dumlupınar’a uzanan o büyük yürüyüşü, Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni ve bir milletin makûs talihini değiştiren zaferi bir kez daha hatırlayacağız.
Şiirler yazılacak.
Kahramanlıklar anlatılacak.
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adı bir kez daha minnetle anılacak.
Fakat ben bu 30 Ağustos’un eşiğinde başka bir yerden bakmak istedim meseleye.
Bir soru takıldı zihnime:
30 Ağustos’un kahramanını seksen yılı aşkın zamandır anıyoruz; peki onu ne kadar anladık?
Bu soru benim için sıradan bir soru da değil.
Atatürk’ün eğitim gördüğü askerî mektep geleneğinin son halkalarından biri olan Kara Harp Okulundan mezun olmuş birisi olarak, onun yürüdüğü koridorların tarihî hafızasını, taşıdığı üniformanın sorumluluğunu ve mensubu olduğu askerlik geleneğini uzaktan seyretmedim. Aynı ocağın yıllar sonraki bir öğrencisi oldum.
Bu yüzden Atatürk’ü anlamamış olmak benim için daha ağır bir eksiklik olurdu.
Ama mesele benim anlayıp anlamamam da değil.
Onu anlamayanlara tercümanlık yapmaya çalıştım.
Anlayamadık Atam şiiri işte bu düşünceden doğdu.
Atatürk’ü anlatmak için yeni bir kahramanlık destanı yazmaya kalkmadım. Çünkü 30 Ağustos’un destanı zaten kanla, iradeyle, akılla ve fedakârlıkla yazılmıştır. Benim birkaç kıtayla o destana yeni bir sayfa eklemem mümkün değildir.
Ben başka bir şeyin peşine düştüm:
Zaferi kazanan adamın zihnini ne kadar tanıyoruz?
Çocukluğumuzdan başlayarak Atatürk’ü dinledik.
Okullarda öğrendik.
Resimlerini gördük.
Büstlerinin önünden geçtik.
Törenlerde adını söyledik.
Kitaplardan okuduk.
Her 10 Kasım’da sustuk, her 19 Mayıs’ta gençliğe seslendik, her 29 Ekim’de Cumhuriyeti, her 30 Ağustos’ta zaferi kutladık.
Yıllar geçti.
Merasimler birbirini takip etti.
Ama insan ister istemez soruyor:
Bütün bunlar onu anlamaya yetti mi?
Şiirin ilk kıtasındaki
Kalıplaşmış sözlerle yıllarca anlattılar
Ömür nefesim geçti anlayamadık Atam
dizeleri tam da bu sorgulamanın kapısını açıyor.
Çünkü bir tarihî şahsiyeti sürekli aynı cümlelerle anlatmak, zamanla onu tanıtmaktan çok ezberletmeye dönüşebilir. Ezberlenen bilgi sınavda işe yarar; fakat düşünce dünyası kurmaz.
Atatürk ise birkaç kalıplaşmış cümleye sığdırılabilecek bir insan değildir.
Askerdir.
Devlet adamıdır.
Savaş meydanında karar veren bir başkomutandır.
Eğitimle uğraşır.
Dille uğraşır.
Tarihle uğraşır.
Ekonomiyle uğraşır.
Hukukla uğraşır.
Kültürle uğraşır.
Ve bütün bunların merkezine aklı, bilgiyi ve bağımsızlığı koymaya çalışır.
İşte bu yüzden şiirde biraz da alay ederek:
Seni tanımak için beyne atmalı format
dedim.
Format Atatürk’e değil, bize atılmalıdır.
Çünkü zihnimizde yıllar içerisinde oluşturulan hazır Atatürk kalıplarını silmeden gerçek insanı görmek kolay değildir.
Onu sevenlerin ezberleri olabilir.
Ona karşı olanların da ezberleri olabilir.
Bir taraf yalnız övgülerden, diğer taraf yalnız ithamlardan bir Mustafa Kemal kurarsa iki taraf da tarihî şahsiyetin kendisinden uzaklaşabilir.
Oysa anlamanın yolu bellidir:
Okumak.
Araştırmak.
Karşılaştırmak.
Dönemin şartlarını bilmek.
Ve en önemlisi düşünmek.
Bu şiirin temelinde bu yüzden bir methiyeden çok özeleştiri vardır.
Nakaratı özellikle
Anlayamadınız Atam
yapmadım.
Anlayamadık Atam dedim.
Çünkü kendimi toplumun dışında tutup parmağımı başkalarına doğrultmak istemedim.
Bu memleketin eğitiminden ben de geçtim.
Bu toplumun içerisinde ben de yaşadım.
Aynı törenlerde bulundum, aynı kitapları okudum, aynı tartışmaları dinledim.
Öyleyse hesaplaşacaksak hep beraber hesaplaşacağız.
Şiirdeki biz, işte bu yüzden önemlidir.
Sonra heykellere ve büstlere geldim:
Şereflense de her yer heykelinden, büstünden
Geçer not alsak bile eserinin testinden
Bir insanın heykelini dikmekle fikrini yaşatmak aynı şey değildir.
Büstüne çiçek koyabilirsiniz.
Önünde saygıyla durabilirsiniz.
Adını caddelere, okullara, meydanlara verebilirsiniz.
Bunların hepsi birer vefa göstergesidir.
Fakat onun akla verdiği değeri terk ediyorsanız, eğitim idealinden uzaklaşıyorsanız, bilimden kopuyorsanız, bağımsız düşünemiyorsanız; heykelin gölgesinde durmak sizi o düşünceye yaklaştırmaya yetmez.
Şiirde eğitim sistemine, Türk Dil Kurumuna ve Türk Tarih Kurumuna yapılan göndermeler de aynı sorgulamanın parçalarıdır.
Çünkü Atatürk’ü yalnız savaş meydanlarında ararsak yarım tanırız.
30 Ağustos’un Başkomutanı ile dil ve tarih üzerine kafa yoran devlet adamı aynı insandır.
Savaş meydanındaki bağımsızlık ile düşüncedeki bağımsızlık birbirinden bütünüyle ayrı değildir.
Bu nedenle şiirin
Yaz boz tahtası gibi eğitimin durumu
Bir sürü sistem geçti anlayamadık Atam
dizeleri yalnız eğitim politikalarına yöneltilmiş bir eleştiri değildir.
Bir milletin geleceğini kurarken istikrarın, bilginin ve uzun vadeli düşünmenin önemine yapılan bir göndermedir.
Şiirin belki de en önemli taraflarından biri de Atatürk’ü tartışmaların malzemesi olmaktan çıkarmaya çalışmasıdır.
Çünkü yıllardır herkes kendi Mustafa Kemal’ini anlatıyor.
Ben ise mümkün olduğunca şunu söylemeye çalışıyorum:
Kendi Atatürk’ünüzü anlatmadan önce Atatürk’ün kendisini okuyun.
Ne onu kutsallaştırmaya ihtiyacımız var ne de küçültmeye.
Tarihî şahsiyetlerin büyüklüğü, haklarında üretilen efsanelerden değil, yaptıklarından anlaşılır.
30 Ağustos bunun en büyük delillerinden biridir.
Çünkü 30 Ağustos yalnız bir meydan muharebesinin kazanıldığı gün değildir.
Onun arkasında hazırlık vardır.
Hesap vardır.
Lojistik vardır.
İstihbarat vardır.
Strateji vardır.
Sabır vardır.
Risk vardır.
Karar vardır.
Ve bütün bunları aynı hedefe yönelten bir akıl vardır.
Bu yüzden benim için 30 Ağustos’un kahramanını anlamak, yalnızca Başkomutan Mustafa Kemal’in savaş meydanındaki fotoğrafına bakmak değildir.
O fotoğrafın arkasındaki zihni anlamaya çalışmaktır.
Şiirin sonlarına doğru ses biraz daha ağırlaşıyor:
Seni anlarken dünya Gazi Mustafa Kemal
Mesnetsiz fikirlere yaptılar bizi hamal
Buradaki dünya ifadesi de bir övünme cümlesi olmaktan ziyade bize çevrilmiş aynadır.
Bir tarihî şahsiyet yabancı araştırmacılar tarafından askerî, siyasi ve tarihî yönleriyle incelenirken bizim onu yalnız günlük siyasi tartışmaların içine hapsetmemiz acı bir çelişkidir.
Atatürk bir siyasi partinin seçim sloganı değildir.
Bir grubun özel mülkü hiç değildir.
O, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin kurucu şahsiyetidir ve dolayısıyla onu anlamaya çalışmak, hangi dünya görüşünden olursa olsun bu ülkenin tarihini anlamak isteyen herkesin meselesidir.
Şiirin dili bu nedenle zaman zaman sert, zaman zaman ironik, zaman zaman da bilerek günceldir.
Format, seans, test, servis gibi sözcükleri klasik bir Atatürk şiirinde beklemeyebilirsiniz.
Ben de zaten klasik bir Atatürk şiiri yazmak istemedim.
Çünkü şiirin söylediği şey kadar söyleyiş biçiminin de ezberi bozmasını istedim.
Atatürk’ü kalıplaşmış sözlerle anlattığımızı eleştiren bir şiirin kendisinin de kalıplaşmış Atatürk şiiri diliyle yazılması kendi içinde çelişki olurdu.
Bu nedenle şiirin poetikası, içeriğiyle aynı yerde buluşuyor:
Ezberi bozmak.
Ve bütün şiir dönüp dolaşıp iki kelimelik bir itirafa geliyor:
Anlayamadık Atam.
Bu söz umutsuzluk değildir.
Aslında içinde gizli bir temenni taşır:
Anlayabiliriz.
Okursak anlayabiliriz.
Araştırırsak anlayabiliriz.
Sloganlardan uzaklaşırsak anlayabiliriz.
Tarihi bugünkü kavgalarımızın malzemesi yapmadan kendi şartları içerisinde değerlendirirsek anlayabiliriz.
Ve belki en önemlisi, Atatürk’ü yalnız ölüm yıldönümlerinde ve millî bayramlarda hatırlanan tarihî bir fotoğraf olmaktan çıkarıp düşünce dünyasıyla tanımaya çalışırsak anlayabiliriz.
İşte 30 Ağustos yaklaşırken ben de bir kahramanlık şiiri yazmak yerine kahramanın karşısına geçip kendimize ayna tutmak istedim.
Çünkü zaferi anlatan binlerce güzel şiirimiz var.
Ben bu defa zaferin sahibine bakıp:
Seni gerçekten anlayabildik mi?
diye sormayı tercih ettim.
Atatürk’ün okuduğu okuldan mezun olan birisi olarak onu anlamamam benim için gerçekten imkânsızdı.
Bu şiirde yaptığım şey, bildiğimi göstermek değil; onu anlamayanlara tercümanlık etmeye çalışmaktır.
Ve 30 Ağustos günü Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını anarken belki bir defa da kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Onların kazandığı vatanın üzerinde yaşıyoruz; peki onların hangi düşünceyle o vatanı kazandığını ne kadar biliyoruz?
Çünkü kahramanları anlamanın yolu yalnız heykellerinin önünden geçmekten değil, fikirlerinin içinden geçmekten geçer.
30 Ağustos’un kahramanını seksen yılı aşkın zamandır anıyoruz.
Artık biraz da anlayalım.
DELİBAL – Celil ÇINKIR
Kalıplaşmış sözlerle yıllarca anlattılar
Ömür nefesim geçti anlayamadık Atam
Yedisinden yetmişe hep masal dinlettiler
Seksen merasim geçti anlayamadık Atam
Duruşundan tanıyor varlığını kainat
Gösterdiğin hedefe gidişimiz çok berbat
Seni tanımak için beyne atmalı format
Akıl seansım geçti anlayamadık Atam
Şereflense de her yer heykelinden, büstünden
Geçer not alsak bile eserinin testinden
Kimliğini anlatan kitapların üstünden
Onlarca basım geçti anlayamadık Atam
Dindeki kaçak katlar, cumhuriyete çatar
Muhalefet artığın hakkında atar tutar
Feleğin aynasında bu ayıp bize yeter
Verilen şansım geçti anlayamadık Atam
İç açıcı değil hiç gidişatın yorumu
Görevini yapmıyor dil ve tarih kurumu
Yaz boz tahtası gibi eğitimin durumu
Bir sürü sistem geçti anlayamadık Atam
Attığın her adıma yapılmalı belgesel
Ülkemize kattığın değerlerin evrensel
Öğrenmenin yaşı yok dese de darbımesel
İlim servisim geçti anlayamadık Atam
Seni anlarken dünya Gazi Mustafa Kemal
Mesnetsiz fikirlere yaptılar bizi hamal
Uyuşturdular sanki beynimizi Delibal
Aklıma forsum geçti anlayamadık atam
DELİBAL - Celil ÇINKIR
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.