0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
19
Okunma
Boztepe’nin o dimdik zirvesinden baktım Karadeniz’in simsiyah, zifiri sularına...
Hırçın dalgalar hırsından köpürerek döver durur liman surlarını gece boyu.
Beni bıraktın sen herif, bu dumanlı kentin, bu deli poyrazın tam ortasında!
Sümela Manastırı’nın göğe uzanan o sarp kayalıklarına dayadım yorgun sırtımı,
Altındere Vadisi’ne koyu bir pus çökmüş yine bu seher vakti dilsizce...
Sen vefasız ellerin ikliminde sıcak baharları yaşarken gamsızca, ben buralarda karardım.
Uzunsokak’ta yürüdüm tek başıma, adımlarım ağır, efkârım boyumdan büyük...
Ahşap masalı bir meyhaneden kemençenin teli kopar gibi bir dertli ağıt yükselir;
Biz seninle bu gururlu, bu mert Trabzon kentinde bir ömürlük destan yazacaktık!
Uzungöl’ün sisli, durgun sularına vurdu benim şu yaralı, şu dertli gölgem.
O dik yamaçlarda çay toplayan gariban kızların, horona duran uşakların türkülerinde
Seni aradım sen herif, senin o vefasız, o buz gibi soğuk gülüşünü aradım durdum...
Trabzon Kalesi’nin asırlık taş surlarından seyrettim kentin dumanlı ışıklarını,
Gazi Paşa Caddesi’nde bir cigara yaktım efkârla, dumanı saplandı gecenin bağrına.
Bu toprağın insanı merttir, delikanlıdır; haksızlığı bağrına basmaz, bükmez boynunu...
Sen herif, kıydın bu yiğit adama, bakmadın gözümün yaşına ama yıkamadın da!
Yayla yolları geçit vermez artık, kapanmış karla; poyraz vurur yüzüme bıçak gibi.
Hangi delikanlı dostun kapısını çalsam "Geçer yahu, sabret" derler da, bilmezler ki;
Hiç kimse çekmedi benim gibi bu ayrılığın, bu ihanetin o zehir gibi acı tadını.
Görüyorsun ya, söz devrildi artık, Trabzon’un üstüne çöktü o zifiri Karadeniz gecesi...
Boztepe’nin özgür rüzgârı, şu koca deniz şahittir bu mağrur adamın dökülen ahına;
Kendi ağıdımı kendi bağrımda yaktım da, yine de boyun eğmedim, başımı eğmedim sana asla!
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.