0
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
48
Okunma
Bugün günlerden pazar,
saat yirmi ikiyi on beş geçiyor.
Sessizlik bütün ihtişamıyla
geceyi esir almış durumda.
Sadece yıldızlar ve siyah hâkim şehre;
sokaklar susmuş, ışıklar yorgun,
uyku çoktan çekilmiş perdelerin ardına.
En küçük ses kırıntısı bile
çığlık gibi duyuluyor yedi düvel öteye.
Dudaklarım mırıldanırken
gecenin karanlığına birkaç kelime,
elimde duran kalem
durmaksızın döküyor içimde birikenleri
beyaz kâğıdın sessizliğine.
Her harf biraz ben,
her cümle içimden kopan bir parça...
Gece sustukça kalem konuşuyor,
kalem sustukça içimde
başka bir şehir uyanıyor.
Hayat bir film şeridi gibi
geçiyor gözlerimin önünden.
Ben çayımı yudumlarken denize karşı,
bir tiyatro misali izliyorum
geçmişimin en umulmadık sahnelerini.
Yanlışlarım ve doğrularım
alenen çıkıyor karşıma.
Kimi bir yara gibi kanıyor içimde,
kimi yıllar sonra bile
sessizce gülümsüyor yüzüme.
Meğer insan,
geçmişini izlerken yeniden tanıyormuş kendini.
Hangi yolda tökezlediğini,
hangi kapıda beklediğini,
hangi sevdanın uğruna
kendinden vazgeçtiğini...
Şimdi önümde bomboş bir sahne,
elimde hayatın yeniden yazılmayı bekleyen kalemi.
Perde kapanıyor geçmişin üzerine;
ben yeniden sıfırdan başlıyorum hayata.
Bu kez daha az yanılmak,
daha çok yaşamak,
her nefeste hayatın kıymetini bilmek için...
Çünkü insan bazen
yeniden doğmak için
önce kendi geçmişinin enkazından geçmeli.
Ve ben,
gecenin sessizliğinde,
denizin karşısında çayımı yudumlarken
kendime sessizce söz veriyorum:
Bu defa hayatı
minimum hatayla değil,
maksimum anlamla yaşayacağım.
Çünkü bazı geceler
insan geçmişine bakıp ağlamaz;
geçmişinden ders çıkarıp
geleceğine yeniden doğar.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.