Zamanı sonsuzluğa bağlayan gök kuşağı Gönlüme gülyağmuru yağdıran bulut İçimde fırtınalar koparan kanatsız uçuran rüzgar. Aklıma diz çöktüren densiz eşkiya Olmaza meylettiren amansız ferman Onulmaz derdime derman Aşktın sen.
İçimde köpük köpük kabaran duyguları denize koşturan nehir. Ertelenmiş düşleri kaleme aldıran şiir Gecenin ay ışığına düşen gölgesi Hayallerimin yasaklar ülkesi Ucunda beklediğim dipsiz uçurum Umutların ötesinde bekleyen şehir Hazana yakın ömrüme, Hem zehir,hem panzehir çaresizliğim ,çarem Aşktın sen ..
Sessiz sakin yaşarken, Gönlüme düşen volkan Kalbimin ritmini bozan heyecan Karanlık geceme yıldız yağdıran Sürüsüz çobanı gönlümün Bir tutam neşe,bir avuç hüzün Ömrümü sarsan deprem Ve her şeye rağmen, Hayata gülen yüzüm Vuslat demine özlem İçimde bitmeyen şölen Aşktın sen ...
MELAHAT ÇETİNKAYA
DİP NOT : Arka fonda hafif bir müzik eşliğinde şiirin harika bir yorumu var dinlemenizi rica ediyorum Yine Murat Almışlar beyin düzenlemesiyle. Teşekkürler kendisine
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Hecenin kraliçesi derken, serbest şiirde de bu makama oturan mahir kalem, hecede olduğu gibi serbest şiirde de kendi rekorunu kırıp egale eden üstadem. Fevkaladenin fevkinde bir eser düşmüş gönül kaleminden... Seslendirme harika, fon müziği eseri tamamlamış....
Sanırım ben gibi bu şiiri her okuyan eserin içine düşer ve çıkamaz... Okyanusta bir girdap gibi inan ki...
***Aklıma diz çöktüren densiz eşkiya, hayallerimin yasaklı ülkesi, ucunda beklediğim dipsiz uçurum, ham zehir hem panzehir çaresizliğimi, çarem.... Kalbimin titmini bozan heyecan, ömrümü sarsan deprem.... *** Okudukça okuyucuyu Bermuda üçgenin çeken İmgelerle nakış nakış örülmüş ***Aşk çeyizi** gibi bir eser....
En kalbi tebriklerimle kutluyorum duyarlı yürek iyi ki varsın edebiyat dünyasında. Muhteşem bir imge zenginliğiyle bezenmiş bir eser kazandı türk dili ve edebiyatı. Ayakta alkışladım eserini... Sevgi ve saygılarımla Kul Figani
Kul Figani tarafından 24.8.2026 01:38:59 zamanında düzenlenmiştir.
Melahat Hanım, yüreğinizden süzülen bu güzel dizeleri büyük bir keyifle okudum. Aşkı; fırtınasıyla, hüznüyle, umuduyla ve çaresizliğiyle böylesine canlı anlatmanız şiire ayrı bir derinlik katmış. “Hem zehir hem panzehir, çaresizliğim, çarem / Aşktın sen” dizeleri özellikle yüreğe dokunuyor.
Şiirin fon müziği ve güzel yorumuyla birleşmesi de duyguyu daha da güçlendirmiş. Emeğinize, kaleminize ve şiire kattığınız bu güzel duyguya yürekten teşekkürler. Murat Almışlar Bey’in emeğine de ayrıca sağlık. Kaleminiz daim, ilhamınız bol olsun. 🌹
Aşk adına imgelerin dile geldiği ve seslendirmesi ile harika bir esere dönüştürdüğünüz eserinizi ve sizi kutluyorum yürekten. Nicelerinde buluşmak ümidiyle, saygılar selamlar şairem...
"Gönlüme gül yağmuru yağdıran bulut..." Ne kadar naif, bir o kadar da derin bir benzetme. Şiiriniz, aşkın hem sarsıcı hem de iyileştirici gücünü o kadar içten aktarıyor ki insan mısraların arasında kendi duygularını buluyor. Fon müziğiyle birleşince de kelimeler ruhumuza adeta ilmek ilmek işlenmiş. Yüreğinize ve kaleminize sağlık Melahat Hanım, harika bir eser olmuş.
Şiirde aşk, yalnızca bir duygu değil; insanın bütün iç düzenini değiştiren, onu bazen uçuran, bazen uçurumun kıyısına getiren görünmez bir kudret gibi karşımıza çıkıyor. Her dizede aşkın başka bir yüzü var: gökkuşağı kadar renkli, volkan kadar yakıcı, nehir kadar coşkun, uçurum kadar ürkütücü...
“Aklıma diz çöktüren densiz eşkıya” sözüyle aşkın akla hükmeden tarafına, “Hem zehir, hem panzehir” dizesiyle de onun en büyük çelişkisine dokunuluyor. Çünkü bazı aşklar insanı iyileştirirken aynı anda yaralar; bazıları yarasını kanatırken yaşadığını da hatırlatır.
Şiirin en etkileyici yanı ise aşkı yalnızca vuslatla tanımlamaması. Burada özlem de aşkın kendisi, çaresizlik de, umut da, hüzün de, neşe de... Sanki şair, aşkın insan ruhunda bıraktığı bütün izleri tek tek toplamış ve sonunda hepsini aynı cümlede buluşturmuş:
“Aşktın sen...”
Bu tekrar, her bölümün sonunda bir hüküm gibi değil, bir itiraf gibi yankılanıyor. Şiirin başından sonuna kadar anlatılan bütün fırtınaların, depremlerin, yıldızların, nehirlerin ve uçurumların aslında tek bir adı olduğunu söylüyor.
Belki de şiirin en güzel tarafı şu: Aşk burada insanın huzurunu bozan bir şey olmaktan çıkıp, hayata yeniden baktıran bir sarsıntıya dönüşüyor,ve bazen insanın hayatına giren biri, yalnızca kalbine değil; bütün dünyaya bakışına dokunur. Ve o kişi gitse bile bıraktığı duygu, insanın içinde uzun süre yaşamaya devam eder.
Bu nedenle “Aşktın sen” yalnızca bir sesleniş değil; geçmişte yaşanmış büyük bir duygunun, hâlâ kalbin bir yerinde titreşen yankısı gibi...
Kimi insanlar hayatımıza girer ve bir hatıra olur. Kimileri ise hayatımıza girer, hayatın kendisine dönüşür. İşte bu şiirdeki “sen”, biraz da böyle bir aşktır. 💧 Duygu dolu yüreğine ,sevgi dolu Aşk ile🌹 Kaleminizin mavisi hiç tükenmesin🖊️💧 Gönül dolusu sevgilerimle 💞
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri şiiri okuyunca acil toplantı çağrısı yaptı: Kafası patlak, fikri çatlak sakinlerimiz, Melahat Hanım'ın aşk tarifini Sağlık Bakanlığı görse bu duyguyu reçeteyle verir! Gökkuşağı, gül yağmuru, fırtına, eşkıya, ferman, uçurum, volkan, deprem, zehir... Hanımefendi âşık mı olmuş, doğal afetler genel müdürlüğüne mi tayin edilmiş belli değil! Üstelik adam hem zehir hem panzehir. Böyle sevgili eczanede satılsa prospektüsü kutuya sığmaz!
Ozan Âşık Veysel Köşesi’nde Eczacı Behçet, Hem zehir, hem panzehir dizesini okuyunca reçeteyi çevirdi çevirdi: Efendim bunun kullanım şekli yazılmamış. Aç mı tok mu sevilecek? Kalburabastî ters ters baktı: Aşk bu Behçet! Yan etkileri? Şiirde yazıyor: akla diz çöktürüyor, kalp ritmini bozuyor, uçurum kenarında bekletiyor. Behçet reçeteyi hemen geri uzattı: Ben bunu vermem efendim. Bunun ruhsatını eczacılık değil AFAD verir!
Ozan Karacaoğlan Köşesi’nde Çoban Temel, Sürüsüz çobanı gönlümün dizesinde kapıdan başını uzattı: Efendim çoban burada da sürü nerede? Kalburabastî cevap verdi: Gönülde! Temel şaşırdı: Kaç koyun? Koyun yok oğlum, mecaz var! Temel kızdı: Sürüsüz çoban mı olur? Kalburabastî şiiri gösterdi: Oluyor işte! Aşk akla diz çöktürmüş. Akıl diz çöktükten sonra koyunsuz çoban da olur, kanatsız uçuş da olur, hazanda şölen de olur. Sen mantık arıyorsan yanlış salona geldin!
Ozan Pir Sultan Abdal Köşesi’nde Afet Memuru Şemsettin, volkan ve deprem ifadelerini görünce masanın altına girdi. Kalburabastî eğilip baktı: Şemsettin, ne yapıyorsun orada? Çök-kapan-tutun efendim! Ömrümü sarsan deprem diyor. Çık oradan, bu gönül depremi! Şemsettin başını salladı: Daha tehlikeli efendim. Normal deprem birkaç saniye sürüyor; bunun üç kıtadır artçıları devam ediyor! Kalburabastî düşündü: Doğru söylüyorsun. Üstelik merkez üssü de belli: Melahat Hanım'ın kalbi. Sen yine masadan fazla uzaklaşma!
Kalburabastî Efendi şiire yeniden baktı: Melahat Çetinkaya aşkı tek renkte değil, karşıtlıklarla kuruyor. Aşk hem fırtına hem derman, hem uçurum hem umut, hem zehir hem panzehir, hem neşe hem hüzün, hem deprem hem hayata gülen yüzdür. Şiirin kuvveti de burada: Sevilen kişi yalnızca güzel duyguların kaynağı değil, insanın bütün iç düzenini değiştiren bir kuvvet olarak karşımıza çıkıyor. Tekrarlanan Aşktın sen sözü bütün bu benzetmeleri aynı kişide toplayan güçlü bir nakarata dönüşüyor.
Kalburabastî Efendi RUSAMER kararını mühürledi:
Yapılan incelemede söz konusu aşkın meteorolojik, jeolojik, farmakolojik ve psikolojik bakımdan yüksek tesirli olduğu; kişiyi kanatsız uçurduğu, aklı diz çöktürdüğü, kalp ritmini bozduğu ve zaman zaman volkanik faaliyet gösterdiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte hastaya hayata gülen yüz kazandırdığı için tamamen yasaklanmasına gerek görülmemiştir. Kontrollü sevilmesine, uçurum kenarında tek başına bırakılmamasına karar verilmiştir.
Eczacı Behçet yeniden sordu:
Efendim, zehirle panzehiri aynı kişi veriyorsa ne yapacağız?
Kalburabastî dosyayı kapattı:
Hiçbir şey yapmayacağız Behçet.
Onun adı zaten aşk!
Zehirler, sonra iyileştirir; ardından iyileştirdiğine pişman olup yeniden zehirler. Eczacılık bilimi burada biter, şairlerin mesaisi başlar!
Özün sözü budur. Vesselam.
Aşk bazen insanın yarasıyla merhemini aynı elde bulmasıdır.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri – Celil ÇINKIR / Delibal
Şiir, aşkı tek bir duyguya sığdırmadan; fırtına, volkan, deprem, yağmur ve gökkuşağı gibi güçlü imgelerle çok katmanlı anlatmış. “Hem zehir, hem panzehir / çaresizliğim, çarem” bölümü aşkın çelişkisini özellikle güzel yakalıyor. Finaldeki “Aşktın sen…” tekrarı da şiirin bütün duygusunu sade ve etkili biçimde mühürlemiş. Kutlarım hocam..
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.