Bir deliyle başederken, yapılacak en mantıklı şey normal rolü yapmak. hermann hesse
Şair Veysel Sari
Şair Veysel Sari

VAN GECELERİNDE KALAN SEVDA

Yorum

VAN GECELERİNDE KALAN SEVDA

0

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

12

Okunma

VAN GECELERİNDE KALAN SEVDA

Gün devrilip ikindi sularına erdiğinde başladı hikâye.
Sıhke Caddesi’nin cılız lambaları, ıslak kaldırımda kanayan bir çizgi gibi uzanıyordu.
Lapa lapa kar yağıyordu Van’ın Kimsesizliğine;
Anasız, babasız kalmış bir çocuk gibi örtüyordu şehir kendi sızısını.
Elimde harmanlanmış bir paket kaçak sigara, cebimde buz tutmuş parmaklarım…
Ve göğsümün tam ortasında; ne Erek Dağı’nın poyrazına sığan,
ne gölün çalkantısına sığışan o dinmeyen sitem!

Sen yoktun.
Sahi, sen hiç bu kentte bir insanı ölesiye, gözünü karartıp sevdin mi, herif?
Hani Edremit’ten batan güneşe bakıp da,
Çayın bardağında tütmeden soğuduğu,
cigaranın parmaklarını yaktığı o kahredici çaresizliği bildin mi hiç?

İskele tarafındaki o ahşap, yıkık kahvehaneye sığınmıştım o gün.
Semaverin üzerindeki buhar, dükkânın buğulu camlarına sızıyordu usul usul.
Eski bir radyo çalıyordu cızırtılı bir köşede;
Makamı hüzün, güftesi ayrılık, ritmi gurbet olan ince bir türkü...

İçeride birkaç ihtiyar, ellerindeki kehribar tespih tanelerinde koca bir ömrün enkazını deviriyordu.
Tam akşama çalarken ahşap kapı gıcırtıyla aralandı.
Rüzgâr içeriye karla karışık acı bir soğuk üfledi,
Ve senin kokun doldu o daracık, dumanlı mekâna...

Gözlerin vardı senin; Van Gölü’nün o kimsenin çözemediği, bir mavi bir yeşil dönen dipsiz derinliği gibi.
Bir baktın yüzüme;
Sanki bin yıldır bu topraklarda çekilen tüm ah’lar, tüm ağıtlar, tüm yarım kalmış sevdalar
O tek bir bakışta toplandı da göğsümün ta ortasına saplandı.
Gözlerin derdim içimden, gölün en derin yeri…
Ne içine düşen kurtulabilir o girdaptan,
Ne de kıyısında durup izleyen unutabilir bir daha...
Dışarı çıktık sonra, tek bir kelime bile etmeden.

Sanat Sokağı’nın o sessiz, o büküm büküm uzayan kuytusunda yürüdük yan yana.
Ayak izlerimiz taze karın üstünde bir bir kaybolurken,
Sen titreyen elini ceketimin derin cebine soktun.
’Çok soğuk’ dedin, ’Bu kentin ayazı adamı devirir, içeriden vurur...’

Oysa bilmiyordun; benim içimdeki o yangın, Van’ın bütün karını eritmeye yeterdi de artardı bile.
Aramızda söylenmemiş binlerce ağır cümle birikmişti.
Maraş Caddesi’nin soğuk vitrinlerine yansıyordu çaresizliğimiz.
Biraz ötede Van Kalesi’nin bin yıllık surları duruyordu mağrur ve dik,
O surlar kadar aşılmazdı aramızdaki gurur, imkânsızlık ve kaderin o acımasız barikatları...
Sen ulaşılamaz bir masaldın, ben ise o masalın sonunu getiremeyen, yollarda yorulmuş sürgün bir adam.
Durduk bir sokak lambasının cılız ışığında, gözlerimin tam içine baktın,
’Beni unutma’ der gibi, ama dudaklarından tek bir ses bile dökülmeden...

Cebimden bir mendil çıkarıp verdim sana, gözlerindeki o ıslak nemi sil diye,
O mendil ki, senden bana kalan tek sıcaklık oldu bu zemheri kentte.
Sonra sarı bir taksi yanaştı durağa, kapı pat diye kapandı,
Ve sen, Van’ın o bembeyaz, o kimsesiz poyrazında kaybolup gittin.

Kaç mevsim devrildi ardından, kaç kış geldi geçti bu topraklardan bilmiyorum.
Kapanan yollar açıldı Bahçesaray’da, dağların karı eridi süzüldü derelere.
Ama benim içimdeki o tipi, o zemheri bir an olsun dinmedi, herif!
Ne zaman bir martı çığlık atsa gölün üstünde, ne zaman bir duman tütsü taze çay bardağından,
Ben hep o sokak lambasının altında, elini cebime soktuğun o çaresiz anda kalıyorum...

Şimdi söylesene bana, sen herif!
Hangi kentsel dönüşüm yıkabilir içimdeki o sokak başını?
Hangi sağanak yağmur temizleyebilir senin adımlayıp gittiğin o kaldırımları?
Hangi türkü susturabilir kulaklarımda hâlâ çınlayan o son nefesini?
Bugün yine Akdamar’ın tam karşısına geçip oturdum tek başıma.
Köpüklü dalgalar vuruyordu hırsla kıyıya, hırçın ve öfkeli...

Eski bir kâğıda yazdım sana söyleyemediğim her kelimeyi,
Ve bıraktım Van Gölü’nün o serin, o dipsiz sularına...
Kendi kendime mırıldandım orada:

Sevdası büyük olanın, imtihanı da Erek Dağı gibi heybetli olurmuş.
Sen o gün sadece bir şehri terk edip gitmedin,
Benim göğsümün sol köşesinde atan o son umudu, o son gençliğimi bırakıp gittin.
Varsın kar yağmaya devam etsin Erek’in dik tepelerine,
Varsın göl buz tutsun bu kış, yollar kapansın Bahçesaray’ın geçitlerinde.

Ben senin adını bu kentin haritasına değil,
Gözyaşımla bu sert toprağa sızan o kırık ibretlerin tam ortasına yazdım.
Sen Van’da yaşanmış en güzel, en can yakıcı aşktın,
Ben ise o aşkın enkazı altında can veren bir derviş...
Hiç unutma, herif;
Bu soğuk şehirde hâlâ bir adam var,
Seni her kar yağdığında,
O ıslak, o yalnız kaldırımda bıkmadan bekleyen!

Paylaş:
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 
Van gecelerinde kalan sevda Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Van gecelerinde kalan sevda şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
VAN GECELERİNDE KALAN SEVDA şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL