10
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
83
Okunma

Dışarıda sicim gibi yağan bir Ankara yağmuru var...
Eski, loş bir odanın penceresinden sırılsıklam sokakları izliyorum.
Hava öyle soğuk ki, camlar çoktan kendi buğusuna teslim olmuş.
Tam o sırada, rüzgarın önünde savrulan kirli bir naylon poşetin o hışırtılı sesi vuruyor kulaklarıma.
İnsanlar o sese sıradan bir gürültü deyip geçer, bilmezler.
Oysa o naylon poşetin hışırtısı; terk edilmiş kaldırımların, yarım kalmış sevdaların ve sükûta gömülmüş o dilsiz acıların en çıplak çığlığıdır.
İşte bu mısralar, o buğulu camın arkasında, o dertli hışırtının feryadıyla kaleme alındı.
Okuyan tüm vefalı yüreklere sükûtla selam olsun.
Bir yangın miladıydı gözlerin değdiği o ilk iklim,
Lügatlar devrildi içimde, sustu en mağrur kelimelerim.
Söz incindi hicabından, lakin o an anladım ve bildim;
İki ruh, tek bir sükutta eriyor, sessizce dökülüyor dilim.
Fırtınalar kopar da sinemde, dudaklarım bir mühür taşır,
Söylenecek çok şey varken, insan kendi gölgesiyle savaşır.
Sen de yanarsın bilirim, o mahzun duruşun hep bundandır,
Aşk, bir uçurum kenarında ikimizin de bildiği o gizli candır.
Kalbin o derin sızısı, her nefeste göğsümü deşen bir oktur,
İki tarafta aynı alev, ama konuşmaya mecalimiz yoktur.
Varsın dökülmesin cümleler, bu dilsiz acı da aşka dahildir,
Susmayı bilmek, en büyük ikrardır, sevmeyi bilene delildir.
Aşk bir bütündür artık bu sükutta, ne bir eksik ne bir fazla,
Biz seninle sustukça büyüyeceğiz, yazılmamış en asil lafızla.
Yürek sızlasa da derinden, bu sessiz vuslat bizim tacımız,
Aynı göğün altında, aynı dertle kutsandı sessiz acımız.
18 Ağustos 2026
Tamer KARAKAŞ
5.0
100% (11)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.