6
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
93
Okunma

Geceydi.
Evde herkes uyuyordu.
Çekmeceler hariç.
Onların uykusu ağırdı;
yıllardır katlanmış mendillerin,
saklanmış düğmelerin,
unutulmaya bırakılmış şeylerin uykusu.
Bir çekmece açtım.
İçinden annemin gençliği çıktı.
Fotoğraflarda gülümsüyordu.
Ben de yanındaydım;
dünyanın henüz benden
bir şey istemediği zamanlarda.
Babam da vardı.
Yüzünde pazar sabahlarının
uzun süren huzuru.
Çayın buğusuna karışan,
öğlene kadar bozulmayacağı sanılan
küçük bir mutluluk.
Fotoğrafların arkasında tarihler.
Küçük, huysuz rakamlar.
İnsan ömrünü
birkaç rakamla susturmak
ne tuhaf.
Sonra bir misket buldum.
Avucumda çevirdim.
İçinde mavi bir dünya vardı.
Belki gökyüzüydü,
belki çocukluğum.
Biraz daha çevirdim.
Çocukluğum
avucumun içinde başı dönmüş
küçük bir gezegen gibi
duvarlara çarpıyordu.
Yere bıraktım.
Yuvarlandı.
Duvara çarptı.
Durdu.
Ben de bir zamanlar
böyleydim.
Biraz oyun,
biraz duvar.
Dikiş kutusunu açtım.
İpler birbirine dolanmıştı.
Kırmızı ip
mavi ipin peşindeydi.
Sarı ip bir köşede
kendi ucunu arıyordu.
Annem olsa
“Ver bakayım,” derdi.
Ben uzatırdım.
O çözerdi.
Çocukken annemin ellerini
iki küçük mucize sanırdım.
Bir düğmeye,
sökülmüş bir eteğe,
gece yarısı korkan bir çocuğa
yetecek kadar büyük.
Meğer bazı şeyler
ipten yapılmıyormuş.
Bazı düğümler
insanın içinde büyüyormuş.
Gece büyüdü.
Ben küçüldüm.
Odanın eşyaları
birer birer çocukluğuma dönüştü.
Misket bir gezegen oldu.
Dikiş kutusu küçük bir orman.
Çekmeceler,
unutulmuş hayatların karanlık odaları.
İçeriden bir ses geldi.
Belki eski bir kapıydı.
Belki misketin
duvara çarpan sesi.
Belki de annemdi.
Bazı sesler vardır,
insan onları duymaz.
İçinde bir yere koyar.
Yıllarca orada beklerler.
Ben o gece
annemin sesini aramadım.
Çekmeceleri kapattım.
Hepsini değil.
Bir tanesini açık bıraktım.
İçine biraz çocukluğumu,
bir misketi,
çözülmemiş birkaç ipi koydum.
Sonra ışığı söndürdüm.
Çekmece karanlıkta
küçük bir ev gibi kaldı.
Annemin sesi
içinde uyusun diye.
Meltem Kınıc
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.