0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
45
Okunma
İbrâhîm,
Put dediğin taş mıdır,
Yoksa undan kavrulmuş
Şekilli helvalar mı?
Acıkınca dişlediğimiz,
Doyunca kutsadığımız
O eski putlardan mı söz edersin?
İbrâhîm,
Makam kapılarında eğilenler var,
Mevkinin gölgesinde büyüyenler.
Bir koltuk uğruna
İnsanlığından vazgeçenler…
Elindeki baltayla
Hangisini devirirsin?
Para, mal, mülk…
Kasalar dolusu servet,
Biriktikçe ağırlaşan hayatlar.
İbrâhîm,
İnsan malını mı taşır sırtında,
Yoksa mal mı taşır insanı?
Öfke bir put,
Hırs bir put,
İhtiras göğsümüzde büyüyen
Görünmez bir put.
Kendi suretimize bakıp
Kendimizi tanrı sanıyoruz.
Sonra başkasının putunu kırarken
Kendi putumuza secde ediyoruz.
İbrâhîm,
Zamanın da putları var artık:
Partiler, bayraklar, makamlar,
Kalabalıkların alkışladığı isimler…
Dün kutsanan,
Bugün taşlanıyor.
Bir koltuk değişiyor,
Bir put yıkılıyor,
Yenisi dikiliyor.
Sen baltanı kaldırınca
Taşların sesi duyulurdu.
Bizim putlarımız görünmüyor;
Kırılınca alkışlıyor,
Yenisi dikilince susuyoruz.
İbrâhîm,
Ateşe yürüyen adam sendin,
Ateşi içinde taşıyan biz.
Şimdi söyle:
Hangi putun peşindeyiz?
Taştan olanın mı,
Altınla büyütülenin mi,
Makamla yüceltilenin mi,
Öfkeyle beslenip yontulanın mı?
Yoksa en büyük put,
İnsanın kendi nefsinde
“Ben” diye büyüttüğü
O görünmez put mu?
Yiğit Metin Sevindik
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.