10
Yorum
18
Beğeni
5,0
Puan
113
Okunma
Tersine akan bir nehrin suyunda
boğulmak değil,
kıyısında susamak bizimkisi…
Hangi kıyıya tutunsam
avuçlarımda çamurlaşıyor zaman.
Akıntıya kürek çekmekten değil,
suyun tam kenarında,
o serinliğe dokunup da
bir damla kanamamaktan yorgunum.
Nehir aktı,
yatak değiştirdi içimdeki sancı.
Boğulsam,
hiç değilse sonu derdim ölüm.
Ama susamak…
Dudaklarımda kuruyan o son dize
gibi,
her nefeste yeniden başlamak
eksilmeye.
Oysa kaç kez yudumladım ben o
inkârı,
kaç kez kıyısına oturdum kendi
cehennemimin.
Şimdi akçe sayar gibi sayıyorlar
adımlarımı,
oysa bir nehrin en derin yeri,
hiç dokunulmamış o dipsiz sessizliktir.
Şimdi bu çürümeye yüz tutmuş
sandal,
ne kıyıya ait artık ne de akıntıya.
Kürekleri kırık bir bekleyişin
ortasında,
suyun yüzünde duran bir gölge gibi
mahzun.
Biz o ahşap gövdeye yükledik yarım
kalan ne varsa,
sandal su aldı Ayla.
Biz yine de kıyıya çıkmayı reddettik.
Gece sarmalarken bu kimsesiz kıyıyı,
içimdeki o karanlık aynaya
bakıyorum.
Söyle kaç dize daha sığar bu yatağa,
kaç alfabe harcarız bir yudum hakikat
uğruna?
Ben suyuna değmeyen o susuz
cümlenin,
kendi gölgesinde bekleyen sadık
şahidiyim.
Susuzluğum sudan değil,
o nehrin içimde kuruttuğu çocuktan.
Dönüp baksam arkama,
yüzümde teyelli bir tebessüm,
avuçlarımda sürgün edilmiş mısralar…
Boğulmak bir anlık teslimiyet,
susamaksa çağlar süren bir direniş.
07.07 2026
5.0
100% (14)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.