32
Yorum
58
Beğeni
5,0
Puan
926
Okunma

Seni sevmek;
Zamanın sökülen yakasından tutup,
Sonsuz bir ilmek atmaktır ömre.
Lügatlerin yorulduğu o dar vakitte,
Adını sessizce hecelemektir.
Ne bir sitemin gölgesi düşer bu
sevdaya,
Ne de mesafelerin o soğuk göğsü...
Bir kalbin, bir diğer kalbin kuyusuna
bıraktığı
Gümüş bir kova gibidir bu bağlılık;
Derin, serin ve dünyaya çarpmadan...
Dünya gürültülü bir pazar yeriydi
oysa,
Herkes kendi gölgesinde
kaybolurken,
Ben senin susuşundan emzirdim
yalnızlığımı.
Gözlerinin o bilinmeyen
coğrafyasında,
Hükmünü yitirdi bütün eski yenilgiler,
Adınla başladı takvimlerin ilk günü.
Şimdi ne saniyeler mukayyet bu
duruşa,
Ne de yollar bir mecburiyet...
Biz kelimelerin icat edilmediği o ilk
sabahta,
Ruhun ruha ilk dokunuşunda anlaştık.
Varsın sussun diller, kapansın kapılar;
Gönül kapısında bekleyen dervişe,
Yar kokusu taşıyan bir nefes yetmez mi?
Ben seni,
Beyaz kağıtların o ilk ürpertisinde,
Bir mürekkep kesiği gibi sızlarken
sevdim.
Ekmek gibi aziz, su gibi vazgeçilmez;
Kendi yaramı unutup senin sızınla
kanayarak...
Öyle dünyalık ezberlerle değil;
Ruhun asil duruşuna eğilen bir derviş gibi,
Eksilmeden,
Gürültüsüzce,
Ve sadece varlığına şükrederek...
Şimdi sükutun o en emin sığınağında,
Bütün kelimeleri azat edip,
Yalnızca bu kalbin vuruşuyla
fısıldıyorum:
Seni seviyorum.
08 06 2026
5.0
100% (37)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.