0
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
72
Okunma
Gümüşü sökülmüş aynaların
Kuytuda bıraktığı bir avuç unutkanlık
Tavanlarda paslanan saat sarkaçları
Zamanın unuttuğu o ince sızı
Dağılıyor kapı aralıklarından sızan bir rüzgârla
Kimsesiz kuşlar konuyor
Odanın solgun matemine
Uğultulu bacaların tütmeyen külüne
Kırık bir çanağın çeperinde dönen
Uğultulu bir su hırsı dünya
Herkes kuyusunu kazarken gecenin teninde
İçimde biriken o sedefli ağırlık
Kök salıyor meridyenlerin bittiği yere
Ne bir yankı kalıyor geriye
Ne bir pusula
yalnızca
Tuzla buz olmuş cam kırıklarında
Maviye kesen bir intihar hevesi
Bakma öyle göğsümün çatlayan yerine
Ben bu ayazı köklerimle emdim
Gözbebeklerimde merceklerin yaktığı
Aynı inatla bekliyor
O eski yangın
Çatlamış toprakta direnen bir kök misali
Akıp gidiyor ömrün çağlayan nehri
Bütün Uçurumlardan atlamış gibi ağır
Bütün haritaları yakmış gibi hafif
Aklımı tel örgülere asıp
Konuşuyorum gönlümün ezbere bildiği
O yasak dille.
öyle ya,
Her şey biraz mahşer,
Her şey biraz tenhalık
Bir papatyanın kavrulmuş yaprağında saklı
O keskin ve olgun ışıkların
İzini süren kör bir yolcuyum şimdi
Düşlerin kül savurduğu yerde
Gerçeğin bıçak sırtı rıhtımında…
Kaybolmuşum. Fakat hâlâ içimde beni hayata bağlayan, eski bir yangından kalma bir kök var.
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.