Anam hoşafı yapar, buz dolaba koyardı “Sakın ha dokunmayın, babanızın bu !”derdi Hoşafın kokusu da nefsimizi bayardı Tavuklu pilav ile hoşafı babam yerdi
İyileşsin diyerek , çıt çıkarmaz bakardık Pirleri doldururduk sobamızda yakardık Bekmezli fıtır ekmek üste nane dökerdik İki tahta divanda saptan yastıklar vardı
Vardı işte o evde anayla baba vardı “Çul çaput ne ki ?”derdik dokuma haba vardı Gökte yıldız sayardık, bahçede tuba vardı Bükülmezdi bilekler , Billah güç yetmez zordu
Bir gün okuldan geldim babam nefes nefese Boncuk boncuk terlemiş sanki girmiş kafese Kulak kabarttım durdum söylenecek her sese Bu felek bilmem bizi , neden bu kadar yordu
Nenem ,dayım ve amcam bindirip götürdüler Adana yollarında doktora yetirdiler “Bitmiş nefesi !”demiş dön geri getirdiler Alaca karanlıkta kapıda zaman durdu
Son kez gördüm babamın gözündeki o yaşı Bana bakıp dururken koltuğa düştü başı Vur sen de zalim felek vur bize büyük taşı Feryad figanımızı Ceylan sokağı gördü
“Genç ölümü !”diyerek nenem saçını yoldu Anam otuzbeşinde sararıp benzi soldu Ağla kaderim ağla olanlar bize oldu Felek ekmeğimize , acı zehiri sürdü
Gülsün diye yüzümüz, acıyı bal eyledik Alın teri emekle ufuktan yol eyledik “Kimse bilmesin!”dedik halimiz hal eyledik Çok şükür günümüze Yaradan çok şey verdi
Pir: zeytin yaprağının kurusu
Bekmez: Domates ve biber salçası
03.08.2026 Tülay Sarıcabağlı Şimşek
Paylaş:
8 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Baba Hoşafı, Ceylan Sokağı ve Çocukluk Hatıraları Salonu
Kalburabastî Efendi Hazretleri meşhur fötr şapkası, uzun cübbesi ve bastonuyla salona girdi. Bu defa elinde bir tas hoşaf, koltuğunun altında iki parça pir, cebinde de bekmezli fıtır ekmek vardı. Sayın Tülay Sarıcabağlı Şimşek’in Son Bakış şiirini okuyacağız, dedi. İlk kıtayı okuyunca hoşafı masanın en uzak köşesine koydu. Evlatlar, kimse dokunmasın; bu babanın hoşafı! Çocukların gözü önünde tavuklu pilavla hoşafı babaya ayıran ana, iki tahta divan, saptan yastık, sobada yanan zeytin yaprağı... Daha şiirin başında öyle bir ev kurulmuş ki nüfus müdürlüğüne gitsek adresi bulamayız ama çocukluğumuz gözümüz kapalı gider. Sonra şiir birden Adana yoluna dönüyor ve az önce hoşaf kokan evin kapısına ölüm geliyor. İşte orada Kalburabastî’nin fötrü de önüne eğiliyor.
Beşbucaklı Hacı Ahmet Ağa Köşesi’nden Haceli Dayı pir kelimesine takıldı. Zeytin yaprağının kurusuna pir denirmiş. Bak hele, şehirli kalorifer peteğine çorap kuruturken bu evde çocuklar babaları iyileşsin diye sobaya pir dolduruyor. Bekmez de bildiğimiz üzüm pekmezi değil, domatesle biber salçası. Şiiri sözlüksüz okuyan adam sabah kahvaltısına üzüm pekmeziyle nane hazırlayıp zeytin yaprağını da tabağa koyacak. Ama işin özü başka: Şair yalnız babasını anlatmıyor; kelimeleriyle kaybolan bir ev kültürünün envanterini de çıkarıyor. Haba, pir, bekmez, fıtır ekmek... Bunlar şiirin süsü değil, hafızanın nüfus kayıtları.
Âşık Diyarî Köşesi’nden Berber Hakkı Son kez gördüm babamın gözündeki o yaşı dizesinde makasını bıraktı. Buradan sonra mizah haddini bilir. Çünkü çocuğun okuldan gelişiyle başlayan sahne, babanın son bakışına dönüşüyor. Hele Alaca karanlıkta kapıda zaman durdu dizesi var ya; ölümün saatini söylemiyor, evin saatini durduruyor. Nenemin saçını yolması, annenin otuz beş yaşında kalakalması ve Ceylan Sokağı’nın bütün feryada şahit tutulması, kişisel acıyı aile hafızasına dönüştürüyor. Yalnız feleğe de tutanak tutalım: Adam ekmeğe zehir sürmüş. RUSAMER mutfağında çalıştırılsa ilk günden iş akdini feshederiz.
Ozan Delibal Köşesi’nden Emine Nine son kıtayı yeniden okudu. Gülsün diye yüzümüz, acıyı bal eyledik... İşte şiirin bütün yükünü sırtından indirip vakarına teslim ettiği yer burası. Kimse bilmesin dedik halimiz hal eyledik sözü, Anadolu insanının acısını teşhir etmeden taşıma biçimi. Ağlar ama sabah kalkar; yıkılır ama evini toplar; babasını kaybeder ama kardeşine kol kanat olur. Sonunda Çok şükür günümüze Yaradan çok şey verdi diyebilmek de geçmişi inkâr etmek değil, çekilen acının insanı zehirlemesine izin vermemektir. Yani felek ekmeğe zehir sürmüş ama bu aile zehri yememiş; acıyı bala çevirmiş. Böyle mutfağın tarifini Michelin bile yazamaz.
Kalburabastî Efendi Hazretleri bu defa bastonuyla yere vurmadı. Hoşaf tasını usulca masaya bıraktı ve hükmünü verdi. Son Bakış, bir baba kaybının şiiri olduğu kadar eski Anadolu evinin, çocukluğun, yoksulluğun, dayanışmanın ve aile vakarının hafıza şiiridir. İlk üç kıtada sıcak bir ev kurup sonraki kıtalarda o evin direğini çekmesi şiirin duygusal tesirini büyütüyor. RUSAMER raporuna da ilk defa mizahın yanına şu kayıt düşüldü: Tülay Sarıcabağlı Şimşek’te ileri derecede çocukluk muhafazası, baba bakışını ömür boyu saklama ve acıyı bala çevirme kudreti tespit edilmiştir. Tedavi yoktur; çünkü bazı hatıralar iyileştirilmez, hürmetle saklanır. Yalnız babanın hoşafına hâlâ kimse dokunmasın. Aradan kaç yıl geçerse geçsin, bazı evlerde babanın yeri de tabağı da son bakışı da kaldırılmaz. Şiirin adı Son Bakış olsa da o bakış belli ki hiç gitmemiş. Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR – Delibal
Anıları dizelere dökerken bir iki damla yaş düzülmüştü göz pınarlarımdan. Sizin yorumunuz ise gururlandırdı, onurlandırdı baktım ki yine süzülüyor yaşlar gözlerden. Teşekkür ederim. Onur verdiniz . Selamlar saygılarımla
Anıları dizelere dökerken bir iki damla yaş düzülmüştü göz pınarlarımdan. Sizin yorumunuz ise gururlandırdı, onurlandırdı baktım ki yine süzülüyor yaşlar gözlerden. Teşekkür ederim. Onur verdiniz . Selamlar saygılarımla
Bir bakış bir bakışa neler neler anlatır derler. Bazı bakışlar bir hançer gibi saplanır bazen yüreklere Ömür boyu izi kalır. Çok içten ve duygulu dizelerdi .Gözümün önünden geçti koskoca mazi
Yalnızca bir çocukluk hatırası değil; yokluğun, emeğin, aile sıcaklığının ve baba hasretinin yüreğe işlenmiş destanı olmuş. İlk kıtalardaki sade ve sıcak ev hayatı, sonrasında gelen kayıp ile öyle güçlü bir tezat oluşturuyor ki okuyan kendini o evin içinde, o sofranın başında ve ardından o acının tam ortasında hissediyor. Özellikle "Son kez gördüm babamın gözündeki o yaşı / Bana bakıp dururken koltuğa düştü başı" dizeleri insanın yüreğine dokunan, unutulmayacak kadar güçlü mısralar. Şiirin sonunda sabır, emek ve tevekkülle hayata tutunma mesajı ise eseri daha da anlamlı kılmış. Kaleminiz yüreğinizden süzülen hakikatle yazmaya devam etsin. Saygı ve muhabbetlerimle.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.