2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
58
Okunma
Babamın avucunda
pas tutmuş bir çivi vardı.
"Atma," dedi.
"Duvar yıkılır.
Demir hatırlar."
Bir fabrikanın sabahı
güneşten önce öter.
Siren,
şehirden erkencidir.
Kapılar açılır.
İçeri girenler
çocuklarının yarınını
bırakırlar vardiyaya.
Bir dokuma tezgâhının
ince bir sabrı vardır.
İplik kopunca
makine susmaz.
Yalnız
işçinin kalbi
bir anlığına durur.
Maden
karanlığı üretmez.
Karanlık,
işçinin sırtında
çoğalır.
Her kömür parçasında
bir yüz izi,
her yüz izinde
silinmeyen bir akşam.
Çatlamış avuçlarda
paranın satın alamadığı
ağır bir vakar vardı.
Bir kadın,
ekmek yoğururken
hamura
yarının inadını da katar.
Bir çocuk,
babasının iş ayakkabısını giyer.
İki adım yürür.
Ayakkabı büyük gelir.
Yoksulluk ise
tam ayağına göredir.
Umut,
duvara asılan
bir kelime değildir.
Akşam paydosunda
omuz omuza çıktığımızda
birbirimize bıraktığımız
son gülümsemedir.
Bir gün
omuzlarımızdan
yalnız yük değil,
şehrin kamburu da kalkacak.
Bir gün
bacalar
göğe is değil,
sessizliği savuracak.
Meydanlarda
en yüksek yere
mermer değil,
ayak izlerimiz çıkacak.
İşte o gün
bir ressam
renk aramayacak.
Çünkü mavi
işçinin gözlerinde,
kızıl
avuç çizgilerinde duracak.
Ve dünya,
ilk kez,
kendi yüzünü
alın teriyle
boyayacak.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.