0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
20
Okunma

Kusuyor lokomotif
göğsündeki o zehirli kurumu,
gecenin tenini yırtıyor
tekerleklerin paslı dişi.
Pencere camına alnını dayarsın,
demir parmaklıklardan sızan o keskin koku
kaplar içini.
Bir kadının bavulunda ne saklanır?
Ütüsü bozulmuş anılar,
kenarı sökük birkaç kışlık...
Bir kadının omurgasından geçer o amansız sarsıntı;
kopan her bağ,
çelik bir halatın kırbaç izidir ruhunda.
Altındaki koltuk sarsılır,
dünya yerinden oynar,
lokomotifin o ağır simsiyah soluğu
yutar arkada bırakılan şehrin bütün ışıklarını.
Çünkü bilirsin;
demir yolları hüzün taşımaz.
Karanlığın ağzına doğru kusuluyor fenerin ışığı,
makaslar değiştikçe
etinden bir parça daha kopuyor.
Gidilecek yer yok,
sadece kesilen bir bilet var;
kendi cehennemini sırtında taşıyanlar
ray seçmez.
Durmuyor bu leş gürültü,
söküyor içimin çivilerini,
rayların altına bırakıyorum doğurulmamış o çığlığı;
sen beni çoktan unuttun,
tren ise hiç bilmedi.
Artık ne arkamdan ağlayacak bir anne var,
ne de basılacak bir toprak.
Şimdi raylar boyunca uzanıyor o dilsiz itaat,
vagonlar gövdemi çiğneyip geçen kör birer canavar.
Geriye ne bir ev kalıyor,
ne de sabaha çıkacak bir isim;
çeliğin eti kestiği yerde başlar
kadının asıl göçü.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.