1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
28
Okunma
Masada iki kadeh, birinin kokusu yarım.
Sen "keşke" diyorsun, upuzun bir cümlenin en kırık yerinde,
Ben bir harfe sığdırıyorum koca bir vedayı:
"Eyvallah."
Gözlerin geçmişin sayfalarını karıştırıyor,
Eski bir şarkının nakaratı gibi birikiyor pişmanlıkların.
Bense önümdeki beyaz masaya bakıyorum,
Kadehte bulutlanan şu beyaz geceye, rengi ağaran suya...
Sende hesaplar, kitaplar, bitmeyen ihtimaller,
Bende ise sadece dönülmeyen yolların sessizliği.
Giderken bir gölge bırakmıyorum arkamda,
Yükün ağırdı, payıma düşeni aldım ve sıramı savdım.
Şimdi sen o kalabalık keşkelerinle baş başa kal,
Ben bu keskin yalnızlığa bir eyvallah der geçerim.
Zamanı geri sarmaya gücün yetecekmiş gibi,
Hâlâ aynı cümlenin eşiğinde bekliyorsun.
Oysa kırılan bir bardağı suyla dolduramazsın,
Bilmiyorsun.
Sen o devrilen masanın altında kaybolurken,
Ben adımlarımı hiç kirletmeden, yürüyüp gidiyorum.
Şimdi hangi kapıyı çalsan, arkasında benim yokluğum,
Hangi sokağa sapsan, sana çıkan bir çıkmaz sokak.
İçindeki o gürültülü pişmanlık senin cezan olsun,
Benim payıma düşen, bu sessiz haklılık.
Geriye dönüp bakacak bir tek yüz bırakmadın arkanda,
Artık senin için ne bir nefes harcarım, ne de tek bir kelime.
Artık ne senin "acaba"ların yer bulur bu masada,
Ne de benim kapım açılır o geç gelen itiraflara.
Kendi ellerinle kararttın o her şeyi düzeltecek ışığı,
Şimdi karanlığında neyi ararsan ara.
Sen o bitmeyen ’keşke’lerinle yaşlan dur şimdi,
Ben hayatı kaldığı yerden, yeniden sever geçerim.
Kadehimi, kendi doğrumun şerefine kaldırıyorum.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.