0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
17
Okunma
Ben, yalnızca bir gölgeyim...
Ayna’nın unuttuğu,
Sabah yüzüne eğildiğinde
Onu tanımadığı bir gölge.
Ben o’yum ki...
Çağrıda geciken,
Adını yokluğun cebine saklayan
Ve rüzgâra şöyle diyen:
"Beni biraz götür..."
Çünkü ben hüznümden daha ağır,
İhtimalimden daha hafifim.
Yürürüm...
Ayaklarımda varmadığım yollar,
Göğsümde ise
Sessizce yıkılmayı öğrenmiş şehirler;
Sanki yıkım,
Çığlıktan yorulan kalplerin
Ustalaştığı bir sanattır.
Ağlamam ben...
Gözyaşlarını düzenlerim,
Bir anda dökülmesinler diye;
Onları gecenin kenarlarına asarım
Küçük lambalar gibi
Ve birinin gelmesini beklerim-
Işığın,
Terbiye edilmiş bir hüzün olduğunu
Anlayacak birinin.
İçimde...
Beni yazan
Ve her bittiğimde başa döndüren
Bin yıl daha var.
Ve bana sorar:
Kaç kez kırılmalısın
Ayakta durmayı öğrenmek için,
Kalbini kimseye yaslamadan?
Ben o’yum ki...
Sevdiğinde
Kırılganlıktan bir vatana dönüşür,
Yok olduğunda
Yokluk onun başka bir adı olur.
Yüzümü eski bir bavul gibi taşırım;
Söylenmemiş seslerle dolu,
Ulaşmamış mektuplarla,
Ve gülüşlerle...
Acıyı rahatsız etmesin diye
Saklanmayı öğrenmiş.
Ey ruhum...
Ey dinmeyen bu inilti,
Kaç kez öleceğiz
Yaşamayı öğrenmek için?
Ve kaç kez döneceğiz
Gidişin bir son olmadığına inanmak için?
Ben kurtuluş aramam,
Bir anlam ararım;
Bunca kırılışa yakışacak bir anlam,
Göğsümdeki karmaşayı
Yeniden düzenleyecek
Tek bir kelime...
Ve bana diyecek ki:
"Yalnız değilsin...
Dünya sensiz boş görünse bile."
Ve geceleyin...
Gölge bana eşlik etmekten yorulduğunda
Kendimle otururum,
Onunla bir yabancı gibi konuşur
Ve derim:
"Korkma...
Bütün bu acı
Sadece bir yol-
Adının ’hayat’ olmayı öğrenen bir yol."
Ben, ruhun iniltisiyim
Sessizlik taştığında.
Ben o şiirim
Hiç tamamlanmamış-
Çünkü hüzün
Dilden daha uzundu.
Ve bu yüzden...
Kalbimi açık bırakırım
Yokluğa doğru
Ve yürürüm-
Sanki sonu biliyormuşum gibi,
Ve sanki
Hiç varmayacakmışım gibi.
Silva bozan ✍🏻
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.