0
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
28
Okunma
Gece üzerimize inmez...
Bize sızar, eski bir sır gibi;
Kalbe izinsiz ulaşmanın yolunu bilir
Ve yavaşça...
Ruhlarımızı yokluğun kâğıdına yazmaya başlar.
Sanki kör bir şairdir,
Görünmeyen bir mürekkeple sınırlarımızda yürür,
Yüz hatlarımızı yoklar...
Hafızasında yitirdiği bir yurdu arayan bir yabancı gibi.
Siyah parmaklarını dünyanın alnında gezdirir
Ve bir dövme bırakır...
gizli...
Tamamlamaya kimsenin cesaret edemediği bir soruya
benzeyen,
Bize bize benzemeyen isimler verir;
Ama birden büyürken fark etmeden
Yitirdiğimiz şeye benzeyen isimler.
Her yıldız...
Kapanmamış bir ışık yarasının izidir,
Her gölge...
Geç kalmış bir itiraftır:
Yalnızız...
Yüzlerle doluyken bile.
Yürürüm...
Gece içimde adım adım ilerler,
Sanki artık anahtarını bilmediğim eski bir eve girer gibi
Ve kalbime yavaş, acı bir yazıyla yazar:
"Buradan sevdiklerin geçti... ve kalmayı öğrenmediler."
Bedenimi adresi olmayan bir mektup gibi taşırım,
Kırılışımı sessizliğin cebinde saklarım;
Sanki henüz gelmeden yokluğa hazırlanırım.
Ey gece...
Sen sadece karanlık değilsin,
Uçlarımızda yürüyen bir hatırasın;
Unutmaya çalıştığımız her şeyi geri getirir
Ve bizi özleme benzeyen bir biçimde söndürürsün.
Her akşam
Yeniden doğduğumu değil,
Daha güzel bir silinişle yavaşça yok olduğumu hissederim...
Ta ki bana benzeyen bir yokluk biçimine yaklaşana kadar.
Ve dövme tamamlandığında
Ben kalmam...
Uzaktan bana benzeyen bir şey kalır:
İki isim arasında kaybolmuş bir kadının sesi,
Hangisinin ona ait olduğunu unutmuş,
Bir yankıya dönüşmüş-
Şafağın eşiğinde yürüyen...
Ve geri dönmeyen.
Silva bozan ✍🏻
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.