2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
89
Okunma
Ben saklandığı yerde unutulmuş bir çocuktum,
Bir dut ağacının gölgesinde
çocukluğumu unuttum.
Arayan olmadı.
Zaten o yıllarda
kaybolan şeyler
eve hep kendi dönerdi.
Annem
yıkanmış çamaşırları toplarken
gökyüzünü de katlardı sanki.
O yüzden
odalar hep temiz hava kokardı.
Babam,
cebindeki bozuklukları
masaya bıraktığında
evin içi
küçük bir bayram yerine benzerdi.
(Şimdi
paranın sesi çoğaldı.
Ama
her şeyin bereketi azaldı.)
Anneannem,
eski yorganları
güneşe sererken
çocukluğumun üşüyen yanlarını da
ısıtırdı sanki.
Dedem
bir dalı kesmeden önce
uzun uzun bakar ağaca,
avuç içiyle gövdeyi okşardı.
Ağaç susardı.
Dedem de.
Ben
o sessizlikten öğrendim,
merhametin
yalnız insan dilinde
konuşmadığını.
Bir komşu teyze vardı.
Kapıyı çalmadan girer,
çıkarken
dua bırakırdı eşikte.
(Bugün
kapılar daha sağlam.
İnsanlar
birbirine eskisi kadar
güvenmiyor.)
Ben
çocukluğumdan kalma
renkli bir bilyeyi
sık sık avuçlarımda çeviririm.
İçinde ne lüks binalar var,
ne son model arabalar,
ne de süslü vaatler.
Sadece
avuçlarıma her değdiğinde
insan kalmanın,
yeni dünyalar kurmaktan değil,
biraz da eski dünyayı yıkmamaktan
geçtiğini hatırlatıyor.
Bazen
uzaktan bir serçe sesi geliyor.
Belki çocukluğumdur.
Belki de
annemin pencereyi açarken
içeri buyur ettiği rüzgâr.
Dönüp bakıyorum.
Kimse yok.
Ama içimde
bir yaprak usulca düşüyor dalından.
.
Gerisi toprağın işi.
Bazı akşamlar
rüzgâr
perdeyi hafifçe kıpırdatıyor.
Bir anlığına
kapının açılacağına,
babamın
ceketini askıya asacağına,
annemin
“ellerini yıka” diyeceğine
inanıyorum.
Sonra
rüzgâr geçiyor.
Ev susuyor.
Dönüp bakıyorum.
Kimse yok.
Ama içimde
bir kapı usulca aralanıyor içeriden.
.
Kapıdan içeri sızan ışıkta
hepsinin gölgesi var.
Annemin şefkat yumağı elleri,
Anneannemin tülbenti,
babamın ceketi,
dedemin o derin sükûneti…
Hiçbiri gitmemiş aslında.
Meğer insan,
kaybettiği her şeyi
yüreğinde saklarmış.
.
Gerisi hatıraların işi.
Düşünmek Yaşamın Pasını Silmektir, Karina Yayınevi, Ank, 2018.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.