0
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
115
Okunma

Bir Çocuğun Resmi
Ben ressam değilim.
Şiirler benim ilham perimdir.
Sadık dosttur onlar.
Hele bir de çizilmiş bir resim varsa...
Sessizce anlatır.
Şiir ise o sessizliği duyguya çevirir.
Kalem yazar,
göz okur,
yürek tamamlar.
Bir duygu, bir başka duyguya değdiğinde,
sonunda uslu ya da yaramaz bir şiir doğar.
İnsan kolay kolay kıyamaz ona.
Ben kıydım...
Hem de istemeden.
Olmuştur öyle.
İlkokul öğretmeni
harfleri öğretir bize.
Sonra kelimeleri...
Sonra konuşmayı, okumayı,
kendimizi tanımayı,
dünyayı, evreni,
ağaçları, kuşları, hayvanları,
hatta sessiz duran taşları bile.
Resimler ise
özgürlüğü en yüksek perdeden anlatır.
Kimse engel olamaz onlara.
Çünkü fırçanın sahibi sensindir.
Bakan göz,
anlam arar renklerde.
Bazen bulur,
bazen bulamaz.
Sonunda yalnızca gülümser:
"Ne güzel resim..."
İç dünyamız da böyledir.
Sakin...
Zengin...
Sınırsız...
Bir gün her yeri maviye boyarsın.
Sonra dağları eklersin,
ovaları, gölleri, sazlıkları...
Sazlıklardan havalanan kuşları...
Göğe biraz sarı,
ufka biraz kırmızı...
Renkler birbirine karışınca
akşam olur.
Bizim buralarda güneş ağır ağır denize iner.
"Akşama ne pişirsek?" dersin.
Balık olur sofrada.
Yanında salata, sıcak bir çorba...
Üzerine ekmek kadayıfı ya da helva.
"Olur baba."
Bir sofranın en güzel baharatı
beraber oturmaktır.
Çay usul usul geceye karışır.
Balkondan meltem eser.
İyotla yosun kokusu
çayın buharına tutunur.
Alt kattaki odalardan biri
resim atölyesidir.
Başucunda kitaplar,
balkonda açmış sardunyalar...
Bir köşede yaşlı bir piyano.
Üzerinde sararmış Türk sanat müziği notaları.
Kızım oturur başına.
Parmakları tuşların üzerinde
su gibi dolaşır.
Akasya kokusu avluya yayılır.
Sükût bile
o an müzik dinler.
Kahve kokusu
şadırvan yolunu aşar,
geceye karışır.
Yanında Datça’nın bademli şekeri,
bir parça çikolata...
Sonra piyano kapağı yavaşça açılır.
Tozunu alırken
parmak uçlarından notalar dökülür.
Do... Mi... Sol...
Bir anda odadaki bütün eşyalar
sesin misafiri olur.
Duvarlar susar.
Perdeler dinler.
Ceplerimiz bile notalarla dolar.
Ve sol anahtarı...
Sanki kızımın saçlarına ilişmiş
görünmez bir tokadır.
Sonra yeniden tuval...
Önce hayal edilir resim.
Sonra beyazın üzerine
bir tutam mavi bırakılır.
Küçük fırça darbeleri...
Biraz ışık...
Biraz gölge...
Ve ortaya
bir çocuk resmi çıkar.
Ortada küçük bir ev.
Penceresinde ışık.
İçeride annesi, babası...
Bir de kıvrılıp uyuyan kedisi.
Belki resim kusursuz değildir.
Ama çocuğun kalbi
eksiksizdir.
Ben o resme baktığımda
hep aynı şeyi düşünürüm:
Mutluluk,
bazen yalnızca
ışığı yanan küçük bir evdir.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.