0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
7
Okunma
Yağmur yağıyor,
şehrin alnına,
sokakların suskun yüzüne,
ve benim içimde yıllardır kapanmayan
o eski yaranın üstüne.
Yağmur yağıyor,
damlalar değil bunlar,
göğün yeryüzüne yazdığı
ıslak mektuplardır.
Her damla bir şey söylüyor insana:
“Geçer,” diyor,
“en uzun gece bile geçer.
Kırılan dal yeniden yeşerir,
yorulan kalp yeniden sever.”
Pencereler buğulu,
kaldırımlar yalnız,
insanlar aceleci…
Ama yağmurun acelesi yok.
O,
bir annenin saçını okşar gibi
iner toprağa.
Bir işçinin nasırlı ellerini,
bir çocuğun çıplak ayaklarını,
bir mahkûmun küçük penceresini
aynı merhametle yıkar.
Ve ben yağmurda anladım:
Dünya,
bütün kirine rağmen
hâlâ temizlenmek istiyor.
Gökyüzü ağlıyor sanmayın,
belki de direniyor.
Belki her damla,
kuraklığa atılmış
küçücük ama cesur bir yumruktur.
Yağmur yağıyor,
ıslanıyorum.
Fakat üşümüyorum.
Çünkü biliyorum:
Yağmurdan sonra toprak kokar,
topraktan sonra umut,
umuttan sonra
insan gelir.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.