1
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
53
Okunma
ben senin yüzüne nar ekşisi bir sabah
ben senin dudaklarına
adı konulmayan imla hatası
sorsalar susardım elbet
kalbi kırılırdı pencerelerin
yarası kendine batan uçuklar sızardı parmaklarımdan
konuşsalar ürperirdi dişlerim yerinden
eski şairleri sever, eski eşyalara heves ederdim
yol kenarında biriken su birikintilerini eşelerdim kimi zaman
cümleler de bulanık akardı bir dokunsaydın
yüzüm seyirir kalırdı beşinci haritalarda
çatlardı dudakların da, ellerin yerine
inatla tuşlu telefonlara geçerdi hüznüm
hani sorsan soğuk mevsimlerin derinliğini
denizlere dalga olurdum o an,
dallara rüzgar
sırtımda büyüyen doğum lekesi
günlerin hatrına
çekerken ayaklarımı karnıma doğru
deli bir yağmur başlardı o an
rastgele sektirdiğim çakıl taşları da
bilirdi yerini
yuvasına su taşıyan karıncalar da
mesela, hep ikindi vakitleri söylenirdi annem
babamın eve dönüş saatlerine
babam yol kenarındaki yoncalara
türkü söylerdi göz ucuyla
bulanık akan nehirlere yüklenirdi ağaç kökleri
kuşun gözlerini elleriyle diken yanlış bir adamdı aslında babam
annem çiçekli elbisesiyle küserdi dünyaya
gökyüzüne yama olacağım tutardı o an
adımı kirletirdi dağ laleleri
gölgen uzardı cılız sokakların birinde ,
ben kısalırdım
meyhanelerde müzeyyen yükselir
yerlere eğilirdi sarhoş abiler
ustaca yazılmış bir şiirin gölgesinde
lacivert imgeler biterdi sanki
yağmur yağsa, fesleğen kokardı ellerin
baksan , iki kuş konardı omzuma
ben her hâlükârda gafil avlanırdım gözlerine
dokunsan , dünya kırmızı olurdu Kapadokya’da
sevişsek , İstanbul şiir olurdu dudaklarında..
Fruze Özge
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.