Başarı tek başına elde edilemez. emeği dokunan herkesle mutluluğu paylaşanlar, daha büyük başarılara ulaşır. dr.faruk bayülkem
tahsinözmen
tahsinözmen

Kuşlu Şiir Senfonisi

Yorum

Kuşlu Şiir Senfonisi

1

Yorum

8

Beğeni

0,0

Puan

160

Okunma

Kuşlu Şiir Senfonisi


I. UYANIŞ

Renkler kuşlardan mı öğrenmiş uçmayı? – Öğrenmiş olmalı.
.
Sabah kuşlardan mı öğrenmiş sabretmeyi? – Öğrenmiş olmalı.
.
Kuşlar,
gecenin son karanlığını
kanatlarının ucuna takıp
uzaklara bırakınca
gökyüzü yeniden doğuyor.
İçimde,
henüz adlandırılmamış
küçük bir başlangıç.
Dokunsalar,
yıllardır kapalı kalan pencerelerden
ılık bir ışık sızacak.

Şimdi bir kuş konsa şu tazecik güne.
Sesini alıp saklasam yüreğimin en derinine.
Susmasa,
uzaklaşmasa.
Sadece kalsa…
“Doğmak,” dese,
“Bir kere olan şey değildir.”
“Her sabah,
yeniden başlamayı seçmektir.”

Kuşlar,
gagalarında ince bir gün doğumu taşıyarak
unutulmuş bahçelerin tellerine konuyor.
Ve anlıyorum,
insanı ayakta tutan şey
hiç düşmemek değil,
her düşüşten sonra
içindeki göğü yeniden kurabilmekmiş.

Şimdi bir kuş konsa şu sabahın ilk ışığına.
Gölgesini alıp koysam kalbimin en sessiz yerine.
Eskimese,
kaybolmasa.
Sadece ötmeye devam etse…
“Ömür” dese,
“Uzun yaşamak değil,
güzel iz bırakmaktır.”

Kuşlar,
gagalarında birkaç parça taşıyarak
terk edilmiş iskelelere konuyor.
O an anlıyorum,
inanç,
baharı beklemek değil,
kışın ortasında bile
yeşili hayal edebilmektir.

Şimdi bir kuş konsa şu tozlu patikaya.
Adımlarımı ödünç alsa bir süreliğine.
Kaybolmasa,
şaşırmasa.
Sadece uçsa…
“Yol,” derdi,
“Varılan yer değil, taşınan sabırdır.”
“Kanat,
menzili değil, yönü bilir.”

Kuşlar,
gagalarında birkaç kırık güneş taşıyarak
terk edilmiş bahçelere konuyor.
O an anlıyorum,
umut, yarına inanmak değil,
bugünün içindeki ışığı kaybetmemektir.

Şimdi bir kuş konsa şu ıslak yaprağın üstüne.
Beraber dinlesek yağmurun ardını.
Ürkmese,
telaşlanmasa.
Sadece dursa…
“Sükûnet,” dese,
“Hiçbir şeyin olmadığı an değildir.”
“Kalbin,
gürültüsüz de var olabildiği andır.”

Kuşlar,
gagalarında bir tutam güneş kokusu taşıyarak
eski damların kiremitlerine konuyor.
Anlıyorum,
umut,
güneş doğduğu için değil,
onu bekleyen bir pencere olduğu için var.

Şimdi bir kuş konsa şu açık avucuma.
Sıkmasam,
tutmasam.
Sadece baksam…
“Bağlılık,” derdi,
“Kanadı kırmak değildir.”
“Gökyüzünü paylaşabilmektir.”

Kuşlar,
gagalarında birkaç damla sabah bırakarak
çatlamış taşların üstüne konuyor.
Meğer umut,
çiçek açan dallarda değil,
kırılmasına rağmen yeşermeyi seçen köklerde yaşarmış.
(Çünkü hayat,
en çok düşen yaprağa değil,
yeniden filizlenen dala inanırmış.)

II. KENDİNİ ARAMAK

Şimdi bir kuş konsa şu çatlamış duvarın kıyısına.
Sessizliğin en ince ipiyle bağlasam sabahı kanadına.
Gitmese,
korkmasa.
Sadece dursa…
“İnsan,” dese,
“En çok kaçtığı yerde bekler kendini.”
(Çünkü hiçbir yol,
kalbin unuttuğu yönü gösteremez.)

Kuşlar,
akşamın son sıcaklığını
kanatlarının altına gizleyince
hafifliyor gün.
Bakışlarım,
uzaklara bıraktığım
küçük bir kandil.
Yansa,
içinden geçmişimin
binlerce ışığı saçılacak gökyüzüne.

Şimdi bir kuş konsa şu paslı bahçe kapısına.
Bekleyişi açardım önüne.
Uçmasa,
gitmese.
Sadece gözlerini kapatsa…
“Özlemek,” derdi,
“Birini beklemek değildir.”
“İnsanın,
içindeki eksik gökyüzünü aramasıdır.”

Kuşlar,
gagalarında ince bir deniz kokusu taşıyarak
taş duvarlara konuyor.
Ve biliyorum;
özlem,
uzakta olanı istemek değildir.
İnsanın,
içindeki eksik gökyüzünü
tamamlamak istemesidir.

Şimdi bir kuş konsa şu taş basamağa.
Yanına otursam hiçbir şey söylemeden.
Korkmasa,
kaçmasa.
Sadece dursa…
“Yakınlık” dese,
“En kısa mesafe iki kalbin birbirine inanmasıdır.”
“Kanatlar,
göğe değil,
güvene açılır.”

Kuşlar,
gagalarında birkaç kır çiçeği taşıyarak
terk edilmiş patikalara konuyor.
Anladım ki
umut,
kapısı açık evlerde değil,
dönülmesi beklenen yollarda büyüyor.
Ve insan,
gittiği yerlerle değil,
geri dönebildiği yerlerle tamamlanıyor.

Şimdi bir kuş konsa şu yıkık köprünün eşiğine.
Sessizliğin en gizli kelimesiyle bağlasam günü kanadına.
Uçmasa,
çekinmese.
Sadece dursa…
“İnsan,” dese,
“En çok sustuğu yerde büyütür sesini.”

Kuşlar,
öğlenin son sıcağını
tüylerinin arasına gizleyince
hafifliyor yükümüz.
Bakışlarım,
kıyıda unuttuğum
küçük bir fener.
Yansa,
içinden gençliğimin
binlerce unutulmuş rüyası dökülecek sulara.

Şimdi bir kuş konsa şu kilitli kapının üzerine.
Sabrımı sersem önüne.
Gitmesi,
korkmasa.
Sadece gözlerini kapatsa…
“Gurbet,” derdi,
“Yollara düşmek değildir.”
“İnsanın,
kendi kalbine yabancı kalmasıdır.”

III. BEKLEYİŞ

Şimdi bir kuş konsa şu eski tahta sandalyeye.
Beraber dinlesek öğleden sonrayı.
Konuşmasa,
ötmese.
Sadece baksaydı…
“Sabır,” derdi,
“Meyve veren dalın sessizliğidir.”
“En büyük acele,
kendine geç kalmaktır.”

Kuşlar,
akşamüstü sessizliğini kanatlarının altına alınca
dinleniyor sokaklar.
Sesim,
yalnızca içimde büyüttüğüm mahcup bir yankı.
Çağırsam,
içinden binlerce saka kuşu buğday taneleri gibi dökülecek avuçlarıma.

Şimdi bir kuş konsa şu yorgun incir dalına.
Sabahın serinliğini örterdim sırtına.
Üşümese,
acele etmese.
Sadece dursa…
“Beklemek,” dese,
“Yolun gecikmesi değil,
kalbin yönünü unutmamasıdır.”
“Göğe güvenen hiçbir kanat
yalnız uçmaz.”

Kuşlar,
gagalarında birkaç damla çiğ bırakarak
kurumuş dalların üstüne konuyor.
Meğer hayat,
yeşil yapraklarda değil,
gövdesi kurusa da toprağa tutunan köklerde saklıymış.

Şimdi bir kuş konsa şu yaşlı ceviz ağacının dalına.
Yaprakların arasına gizlesem akşamı.
Gece inmeden,
gitmese.
Sadece beklese…
“Sabır” dese,
“En çok bekleyenler bilir göğün dilini.”
“Kanatlar,
aceleden değil,
inandığı yönden güç alır.”

Yol kuşları yorar mı? – Yorarmış.
Ama onlar yorgunluğu
uçmaktan vazgeçmek sanmazmış.
Bir dala konup
rüzgârı dinler,
sonra yine göğe karışırlarmış.
Sanki dinlenmek,
geri kalmak değil de
yeniden başlayabilmenin sessiz adıymış.

Şimdi bir kuş konsa şu yıldızlı dala.
Karanlığı örtsem usulca üzerine.
Korkmasa,
titremese.
Sadece uyusa…
“Gece,” derdi,
“Kaybolmak değildir.”
“Yıldızların bile dinlenmeyi bildiği andır.”

Kuşlar,
öğle güneşini
kanatlarının altında dinlendirince
zaman inceliyor.
Bakışlarım,
yalnızca uzaklara bıraktığım
küçük bir kayık.
Çözülse,
içinden binlerce beyaz martı
göğe yazılmış mektuplar gibi
yükselecek.

Şimdi bir kuş konsa şu sabahın ilk esintisine.
Sesini alıp koysam ömrümün en gürültülü yerine.
Eksilmese,
bıkmasa.
Sadece şakımaya devam etse…
“Zaman” dese,
“Tüketilen günler değil,
biriktirilen anılardır.”

Kuşlar,
günün en ince ışığını
tüylerinin arasına saklayınca
akşam yumuşuyor.
İçimde,
kimsenin haritasını çizemediği
küçük bir vadi.
Seslensem,
içinden çocukluğuma benzeyen
binlerce serçe geçecek.

Şimdi bir kuş konsa şu kırağı tutmuş patikaya.
İzlerimi emanet etsem bir süreliğine.
Yorulmasa,
vazgeçmese.
Sadece uçsa…
“Arayış,” derdi,
“Mesafe katetmek değil, özü bulmaktır.”

Kuşlar,
güneşin usulca çekildiği yere
ince gölgelerini serince
bitiyor bir telaş.
Kalbim,
yalnızca içimde büyüttüğüm
isimsiz bir kıyı.
Dokunsalar,
içinden yıllardır kıyıya çıkmamış
beyaz martılar yükselecek.

Şimdi bir kuş konsa şu çiyli çiçeğin üstüne.
Beraber beklesek sisin dağılmasını.
Telaşlanmasa,
gitmese.
Sadece dursa…
“Teslimiyet,” dese,
“Hiçbir şey yapmamak değildir.”
“Ruhun,
fırtınanın ortasında bile sakin kalabilmesidir.”

IV. MERHAMET

Şimdi bir kuş konsa şu yosunlu taşa.
Yanına otursam hiçbir kelime fısıldamadan.
Ürkmesen,
kaçmasa.
Sadece dursa…
“Güven” dese,
“En güvenli liman bir kalbin diğerine inanmasıdır.”

Kuşlar,
gagalarında serin bir dere taşıyarak
suskun taşların üstüne konuyor.
Ve biliyorum,
merhamet,
bir başkasının yarasına eğilmek değil,
kendi taşını çiçeğe çevirebilmektir.
Kalbi yumuşatabilmektir.

Şimdi bir kuş konsa şu susuz çeşmenin kurnasına.
Suyun derinliğine bıraksam gölgesini.
Dağılmasa,
ürküp uçmasa.
Sadece baksa…
“Hatırlamak,” dese,
“Düne takılıp kalmak değil,
içindeki cevheri yeniden fark etmektir.”

Kuşlar,
gagalarında birkaç damla yağmur taşıyarak
çatlamış toprağa konuyor.
Meğer merhamet,
güçlü olanın uzattığı el değil,
kırılmış olanın hâlâ sevebilmesiymiş.

Şimdi bir kuş konsa şu boş bankın kenarına.
Yanına otursam hiçbir şey sormadan.
Gitmese,
konuşmasa.
Sadece çevresine baksaydı…
“Huzur,” derdi,
“Dünyanın sessizleşmesi değildir.”
“Kalbin,
kendisiyle kavga etmeyi bırakmasıdır.”

Kuşlar,
öğle sessizliğini
kanatlarının altına alınca
dinleniyor şehir.
Sesim,
yalnızca içimde sakladığım
utangaç bir yankı.
Çağırsam,
içinden binlerce serçe
ekmek kırıntısı gibi
düşecek avuçlarıma.

V. HATIRLAMAK

Şimdi bir kuş konsa şu eski çeşmenin taşına.
Suyun yüzüne bıraksam yansımasını.
Dağılmasa,
ürküp uçmasa.
Sadece baksa…
“Hatırlamak,” dese,
“Geçmişe dönmek değil,
içindeki ışığı yeniden bulmaktır.”

Kuşlar,
gecenin en duru yıldızını
kanatlarının altına alınca
karanlık bile inceliyor.
Bakışlarım,
yalnızca içime düşen
küçük bir ışık.
Çatlasa,
içinden binlerce serçe
sabahın sesini taşıyacak.

Şimdi bir kuş konsa şu yağmur görmüş pencereye.
Camdaki buğuyla çizsem ona küçük bir gökyüzü.
Silinmese,
uçmasa.
Sadece baksa…
“Hatıra” dese,
“En uzun ömürlü yuva insandır.”

Kuşlar,
günün son mavisini
ufkun omzuna bırakınca
tamamlanıyor bekleyiş.
İçimde,
adını kimsenin bilmediği
küçük bir bahar.
Kapısını açsam,
içinden binlerce kırlangıç
ışık gibi dağılacak.

VI. AKŞAM

Şimdi bir kuş konsa şu gün batımının kıyısına.
Akşamı usulca katlardım kanatlarının altına.
Gitmese,
susmasa.
Sadece uçsaydı…
“Hayat,” derdi,
“Varılacak yer değildir.”
“Yolda bırakabildiğin iyiliklerdir.”

VII. DÖNÜŞ

İnsan kuşlardan ne öğrenir? – Dönmeyi öğrenirmiş.
.
(Çünkü her dönüş,
kaybolmuş bir yolun değil,
bulunmuş bir yüreğin hikâyesidir.)
.
Kanatlar yaşlanır,
mevsimler değişir,
ağaçlar sessizleşir;
ama gök,
kendisine inananı
her zaman yeniden çağırırmış.

VIII.VARIŞ
Kuş nereye varır sonunda? – Kendi yuvasına varırmış.
.
(Çünkü her varış,
uzaklardan dönmenin değil,
kendini yeniden bulmanın hikâyesidir.)
.
Kanatlar yorulur,
mevsimler geçer,
dallar sessizleşir;
ama gökyüzü,
inanan her kalbi
sonuna kadar taşırmış.

Düşünmek Yaşamın Pasını Silmektir, Karina Yayınevi, Ank, 2018.

Paylaş:
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 
Kuşlu şiir senfonisi Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Kuşlu şiir senfonisi şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Kuşlu Şiir Senfonisi şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
arslan gazioğlu
arslan gazioğlu, @arslangazioglu
13.7.2026 14:20:27
Aşırı uzatmışsınız farklı gibi görünen temelde aynı kelimeler şiiri adeta boğuyor.Şiir duygu olmaktan çıkıp didaktik anlatıma dönmüş.

Mesela, "Renkler kuşlardan mı öğrenmiş uçmayı? – (Öğrenmiş olmalı)"

Parantez içindeki cümle gereksiz şiir soruyu sorar cevabı arka planda bırakır.Sayfamda güvercin şiirini okumanızı tavsiye ederim.Güzel bölümlerde vardı.

"Şimdi bir kuş konsa şu yağmur görmüş pencereye.
Camdaki buğuyla çizsem ona küçük bir gökyüzü"

Lâkin çok az olan hisli cümleleri şu zayıf ve didaktik cümleler boğmuş,


"Kuş nereye varır sonunda? – Kendi yuvasına varırmış"


Şimdi bir kuş konsa cümlesinden referans alan daha duygulu didaktik cümlelerin atılıp modern tarza adeta nefes olabilecek pastoral şiir olacaktır.Sitede pekçok aynı tarzda yazanlara göre çok daha başarılı.Zira yoğun uğraşı var.Selâmlarımla.
.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL